~~~Neredeyiz?
Nerede miyiz? Buradayız ya işte, her zaman olduğu muz yerde -her birimiz doğduğumuz andan ölünceye kadar- kendi "burada"mızın içindeyiz~~~
Paul Auster'ın son romanı "Baumgartner" yazar ve yakında emekli olacak felsefe profesörü Baumgartner'ın hayatını ve eşi Anna'ya duyduğu derin ve sonsuz sevgiyi anlattığı, 1968'den günümüze kadar uzanan bölümlerle tasvir edilen roman, dolambaçlı bir şekilde hafıza ve anı sarmallarına dönüşürken, Anna'nın yokluğunda yaşamak için mücadele etmeye devam eder. New York'ta yazdıkları, sonraki kırk yıldaki tutkulu ilişkileri ve Baumgartner'ın Newark'taki gençliğine ve Polonya doğumlu babasının bir giyim mağazası sahibi ve başarısız bir devrimci olarak yaşadığı hayata, şefkatle, zekayla ve Auster'ın keskin bakış açısıyla bir kesit sunar. Baumgartner, sıradan yaşamın en küçük, en geçici anlarındaki güzelliğin ne olduğunu sorar: Neden bazı anları hatırlıyoruz ve diğerlerini unutuyoruz? Bir anı, bir iç döküş, bir yasam olan kitap kendi adıma boğaz düğümlemesi olarak okunan bir son kitaptı benim için...
~~~Bir olayın gerçek olarak kabul edilmesi için gerçek olması mı gerekir, yoksa varsayılan olayın gerçekliğine duyulan inanç mı onu gerçek yapar?~~~
~~~Yaşamak acı çekmektir, ... ve acıdan korkarak yaşamak da yaşamayı reddetmektir~~~
Baumgartner'ın hayatı, eşi Anna'ya olan derin ve kalıcı sevgisiyle tanımlansa da şimdi Anna yok ve Baumgartner yetmişli yaşlarında ve bir yandan da Anna'nın yokluğuyla yaşamaya çalışır. Şefkat, zeka ve Auster'ın sıradan hayatın en küçük, en geçici bölümlerindeki güzelliğe olan keskin bakış açısıyla zengin olan Baumgartner, hafızanın ağrısı gibi bı bakış açısı da bırakır. Paul Auster'in yaşam öyküsü zaten kendi içinde ayrı bı roman konusu olmalı bence yazılsa yok satar kitap kesin, bunları da öğrenince