Kur’an, sunnetullâh olgusunu insanın yüklendiği emanetle sıkı sıkıya ilişkili sunmaktadır. Çünkü insanın üstlendiği görev, yeryüzünde Allah’ın halifeliğidir.
Kur’an’da anlatılan kıssalarla Hz. Peygamber ve çağdaşlarının durumları arasındaki böylesi bir benzerlikten hareketle, hemen aktüel duruma uygun bir hikaye yakıştırıldığını veya Kitab-ı Mukaddes kıssalarında yapılan bazı uygulamalarla bu paralelliğin sağlandığını söylemek kanımızca insafsızca bir yargı olur.
Kur’an’ın tabii ve tarihsel varlık alanlarını; ilkeleri, kanunları ve işleyişleri birbirinden bağımsız iki ayrı alan olarak değerlendirdiği söylenebilir. Bu farkın en temel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
- İnsanın bu iki alana katılım biçimi farklıdır. İnsan fizik alana, belirlenmiş bir yaşama biçimi bulunan bedeni ile katılırken, tarih alanına hür iradesinin tayin ettiği eylemleri ile iştirak etmektedir.