Öyle bir yalnızlık bugünün yalnızlığı.
Kalabalık, ihtişamlı, süslü ama palyaçonun makyajını sildiği andaki renksizliği, mutsuzluğu gibi işte. Spor yapmalısın, diyet yapmalısın, mülkiyet edinmelisin, kariyer yapmalısın, çocuk yapmalısın. Kimin için sorusunun cevabı çoğu zaman başkası için. Başkalarının düşüncelerine servis edilmiş ama gerçek ilişkiler kurmakta gecikmiş yalnız bir reçeteyi uyguluyoruz aklımıza, ruhumuza, bedenimize.
Onu bana hatırlatan ne var? Onlardan kurtulursam, ondan da kurtulmuş olur muyum? Onu bana hatırlatan şeyler zamanla bana dahil olmamış mıdır? Olduysa bile unutma pahasına onlardan vazgeçmeli miyim? Diyelim ki öyle, vazgeçtiklerimden geriye kalanlarla mutlu olabilecek miyim?
"Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı.
Bitmeyen işler yüzünden
Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. (Siz böyle olsun istemezdiniz) Gizli bahçenizde Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı"
Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı"