Şu dünyamız bütünüyle bir görüntüdür; ve de üstünde oluyor gibi görünen şeylerin gerçekte bir önemi yoktur. Bu doktrin, ahlak kavramını yok edebilir. Ancak ahlak, duygusaldır; mantıkla bağdaşmaz. Gerçekten de Hegel yanlıları, temel ilkeleri olarak Hegel felsefesini doğru kabul ederek davranmamız gerektiğini ısrarla vurgularlar; ancak şunu gözden kaçırıyorlar: Eğer bu felsefe doğru ise, nasıl davrandığımızın da hiç önemi yoktur.
Çok kimse, aklın tek işlevinin kişinin kendi özlem ve gereksiniminin doyumunu kolaylaştırmak olduğunu söylemektedir. Pelebs Ders Kitapları Komitesi'nin yayımladığı Outline of Psychology (Psikolojinin Anahatları) adlı kitapta (sayfa 68), “Zihin her şeyden çok bir taraf tutma aracıdır. İşlevi, kişiye ya da türe yararlı olacak eylemlerin gerçekleşmesini ve daha az yararlı olanlarının engellenmesini güven altına almaktır,” denilmektedir.
Ancak aynı yazarlar, yine aynı kitapta (sayfa 123) ve yine italik harflerle, “Marksistlerin inancı ile dinsel inanç arasındaki fark pek derinlerdedir; dinsel inanç, özlem ve gelenek temeline, diğeri ise nesnel gerçeklerin bilimsel analizine dayanır,” demektedirler.
Anının, geçmişteki olayın varlığını sürdürmesi olduğunu söylesek bile, bu, olayın kendisi ile anısı arasındaki ilişki hakkındaki bilimsel soruya bir yanıt oluşturmaz. Çünkü öyle söylesek bile, yine de aradan geçen sürede olayın değiştiğini kabul etmek zorundayız; bu sefer de değişimin hangi bilimsel yasalar uyarınca gerçekleştiği sorusuyla karşı karşıya kalırız. Anıyı, yeni bir olay olarak ya da oldukça değişmiş eski bir olay olarak adlandırmanın bilimsel problem açısından bir farkı yoktur.