Aşkta, mutlu rakibimiz, bir başka ifadeyle düşmanımız, velinimetimizdir.
Bizde sadece sıradan bir fiziksel arzu uyandıran kişiye, bir anda muazzam,
bilinmedik, ama bizim o kişiyle karıştırdığımız bir değer katar. Rakibimiz
olmasa, haz aşka dönüşmez. Olmasa veya biz olmadığını zannetsek. Çünkü
rakiplerin gerçekten var olması şart değildir. Bizim iyiliğimiz açısından,
şüphemizin ve kıskançlığımızın, olmayan rakiplere hayalî bir hayat vermesi
yeterlidir.
"Zenginlerin bencil ve açgözlü oldukları su götürmez bir gerçektir; onlar yalnızca kendi çıkarlarını düşünürler, çalıştırdıkları binlerce işçinin emeğinden bekledikleri tek şey onların o boş ve sonu gelmeven arzularını tatmin etmesidir; ancak bütün bunlara karşın şu da bir gerçektir ki zenginler kendi gelişimlerinin ürünlerini fakirlerle paylaşırlar. Yaşamın getirilerini eşit bir biçimde etraftakilerle bölüşürler ve sanki görünmez bir el bunu yapmaya yönlendirir onları. Yeryüzü, üzerinde yaşayanlar arasında eşit paylara bölünseydi de bundan farklı bir bölüşüm olmazdı zaten. Böylece zenginler bilmeseler ve istemeseler bile dolaylı yoldan toplum menfaatine hizmet etmiş, insan türünün çoğalmasının yollarını artırmış olurlar."
Donukluk, katılık gibi bedensel tutumlar ve sabit bir gülümseme, alaycı, iğneleyici, kibirli davranış gibi özellikler, bir zamanlar çok etkin olan savunma olaylarının kalıntılarıdır ki, bu kalıntılar kaynaklandıkları durumdan (dürtü ya da duygulanımla çatışmalardan) uzaklaşarak kalıcı karakter özellikleri, Reich’ın deyimiyle “karakter zırhı” haline gelmişlerdir.