Sabahattin Ali'ye geç kaldığım için duyduğum üzüntüye bir kat da Kuyucaklı Yusuf koydu. Bir burukluluk ile biten kitabın ardından o burukluluğun altında verilmek istenen mesajları aklına batan bir kıymık gibi alıyosun -aldırıyor-
Aydının Nazilli ilçesinde annesinin ve babasının öldürülmesiyle başlayan Yusuf'un öyküsü birikerek ve yığılarak -en çok da yusufun içine yığılarak- Edremite doğru ilerliyor. İnsan ilerlese dahi geçmişten izler mutlaka taşıyor. Yusuf da taşıdı. Ki insan bazen kaçmakta olduğu şeyleri sırtında taşıyan bir varlıktır. Bu yük Yusuf'u biraz sessiz, biraz da bildiğini okuyan bir hale bürüdü belki de. Bu yabancı olduğu yerde ve diş bilenesi bu düzen(!) içinde tutunduğu hatta tutulduğu bir dal vardı, Muazzez. Ama o dal ince, o dal naif. Ve insan tutunduğu dal kırılınca değil, tutulduğu dal kırılınca daha sert düşüyor. Kitaba dair eklediğim son alıntı şuydu: "belki her şeyi düzeltiriz." Sahiden düzeltebilir miyiz?
Sabahattin Ali sana geç kaldığım için tekrar özür dilerim. Ben geç kaldığım için ziline hep basıp duracağım haberin olsun. Seni çok seviyorum.