• Bir derleme olan bu kitapta Sabahattin Ali'nin 4 hikayesi, 11 şiiri, 1 operası, yazmayı planladığı hikaye ve romanların listesi, 8 yazısı ve de sandığından çıkan kubağa desenleri bulunmaktadır.

    Kitaba adını veren "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" Osmanlı döneminde zulme ve haksızlığa karşı çıkan Çakırcalı Mehmet Efe'nin öyküsüdür.

    "Kadınlar Üzerine Bir Konferans" yazısı ile çağının bir yarasına parmak basmış ise de bence günümüz kadınlarının da hala kanayan bir yarasıdır.

    "Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim."
  • TÜRKİYE İLE İNGİLTERE

    "Eğer İzmir yöresinin işgalinde kesin bir politik zorunluluk görüldüğü takdirde... zalim ve gaddar Yunan askeri tarafından değil, insanlık ve uygarlıkla donanmış olan uygar **İtilaf devletleri (İtilaf Devletleri: İngiltere, Fransa vs.) askerleri tarafından gerçekleştirilmesi" ! isteniyordu. [2]

    Aydın'da, Muğla yöresi Umumi Milli Kuvvetler Komutanı Demirci Mehmet Efe de; "**Gerçi çok terbiyeli** davrandıkları ve her türlü **yardımı yaptıklarından dolayı,** İtalyanlardan **sızlanacak bir şeyimiz yok ise de, eğer herhangi bir hükümet bizi kontrol edecekse, bu işin daha büyük ve daha aydın bir devlet tarafından yapılmasını yeğ tutardık"** diyor. [3]

    M. Kemal Atatürk 17 Kasım 1918 tarihinde, İstanbul'da kendi parasıyla çıkardığı "Minber" gazetesinde yayımlanan söyleşisinde şöyle der:

    "Bu harpte İngilizlerle Arıburnu, Anafarta ve Filistin cephelerinde karşı karşıya bir çok muharebeler verdim...

    **Kalbimde kin ve düşmanlık hissiyatı yer bulmamıştır.**

    İngilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına riayette gösterecekleri hürmet ve insaniyet karşısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı milletinin **İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olamayacağı** kanaatiyle etkilenmeleri pek tabiidir." [4]

    Ertesi gün, 18.11.1918 günlü Vakit gazetesinde yayımlanan söyleşisinde yine bu doğrultuda konuşmuştur:

    "Hükümetimizle mütareke imzalayan devletlerin ve bu devletler adına Mütareke Şartnamesi'ni yapan **Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmek istemem**; eğer sözkonusu şartname hükümlerinin uygulanmasında yanlış anlamaya neden olacak yönler görülüyorsa, bunun sebebini derhal anlamak ve muhataplarımızla **anlaşmak** lazımdır." [5]

    Zaten Emperyalizmin genel çıkarları ve emperyalistler arası çelişkiler, I. Emperyalist Savaş'ın bir Türk-Yunan savaşı biçiminde sürmesine neden oldu. Başlangıçta Yunanlılara destek vermelerine rağmen, İngiliz emperyalizminin çıkarları Sovyet tehdidinin söz konusu olduğu koşullarda, bu desteğin 1921'den itibaren çekilmesini gerektirdi. Artık bundan sonra İngiltere'nin temel siyaseti, Doğu'da Bolşevizmin yayılmasını durdurmaktı. İngiliz desteği kalktığı andan itibaren de Yunanlıların Anadolu'da barınma şansı yoktu.

    Bu nedenle Türk-Yunan savaşı abartıldığı kadar önemli bir savaş değildi. Zaten Milli Mücadele'nin seyri de İngilizlerin takındığı tavra göre biçimlenmiştir. [6]

    KAYNAKLAR:
    [2] Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yay. İstanbul 1977, sayfa 22.

    [3] Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yay. İstanbul 1977, sayfa 24.

    [4] Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak Yay., cild 2, sayfa 291.

    [5] Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak Yay., cild 2, sayfa 292.

    [6] Fikret Başkaya, Paradigmanın Iflası, Doz Yay., İstanbul, 1991, sayfa 33.
  • M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü.

    Aydın'ın merkezinde yine milli ordu fahri müftüsü olarak cephelerde hizmet yapan Aydın I. Dönem TBMM üyelerinden Esat İleri ile Nazilli'de Müderris Hacı Süleyman Efendi'nin önemli hizmetleri olmuştur. I. Dönem için İzmir'den milletvekili de seçilen Hacı Süleyman Efendi, Demirci Mehmet Efe'nin Milli Mücadele lehinde hizmete katılmasında etkili olmuştur. [11]

    Öte yandan Yunan işgali öncesinde İzmir'de düzenlenen mitingte de İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, vatan sevgisinin imandan olduğunu, İzmir'in asırlardır ezan sesleri yükselen semalarında kulakları tırmalayan çan seslerine katlanmaktansa şerefle ölerek şehadet şerbetini içmenin daha iyi olacağını açıklayarak konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu:

    "Kardeşlerim... Ciğerlerinizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarınızda bir damla kan kaldıkça, anavatanımızı düşmanlara teslim etmeyeceğinize Kur'an-ı Kerim'e el basarak benimle birlikte yemin edin...". [12]

    Rahmetullah Efendi, "...bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sukûnetle selâmlamış olmanın karasını sürerek Huzur-u Ilâhiye çıkamam" diye haykırmıştır. [13]


    [11] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu'nun Düşman İşgalinden Kurtarılmasında Din Adamları, Diyanet Ilmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.

    Ayrıca, Hacı Süleyman Efendi hakkında daha fazla bilgi için bkz., Sadi Borak, Hacı Süleyman Efendi, İstanbul, 1947.

    [12] Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele'de Afyon Müftüsü Hüseyin (Bayık) Efendi, 3.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu, Afyon, 1994, sayfa 74.

    [13] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu'nun Düşman İşgalinden Kurtarılmasında Din Adamları, Diyanet İlmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    Kurtuluş Savaşı'nda M. Kemal Atatürk'ün ne kadar payı varmış, Moskova ve Lozan antlaşmalarına delege olarak katılan, 14 ciltlik Türk Tarihi'ni yazan, ilk Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda Sağlık Bakanlığı da yapmış olan Dr. Rıza Nur'dan öğrenelim.

    (Burada yazanları ilerleyen bölümlerde başka kaynaklardan teyid ettireceğiz inşaallah.)

    Fotoğrafa bakınız, Dr. Rıza Nur'un hatıratının sayfa resmi... Fotoğrafta yazanları göremeyenler için buraya da yazalım:

    Bu milli kuvvetler İzmir cephesinde Yunanlılar, cenup (Güney) cephesinde Fransızlar ile çarpışıyorlar. Her yerde vatan müdafaası için harıl harıl çeteler teşekkül ediyor. Mesela İzmir'de Demirci Efe, Sarı Efe, Çerkes Ethem... Bursa'da Gökbayrak, Giresun'da Topal Osman, Adapazarı ve Sakarya boylarında Yahya Kaptan çetesi, İbo...

    Görülüyor ki, Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal'in, İsmet'in bunda zerre kadar hissesi yoktur.

    Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ meydanda değil. O Anadolu'ya kovuluncaya kadar başka işlerle meşgul olmuştur.

    Mustafa Kemal Anadolu'ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur. Bunu da kendisi Nutkunda söylüyor. Amasya mıntakasına ordu müfettişi tayin ediliyor. Zabitlerce hali malum olduğundan Harbiye Nezareti (Savunma Bakanı) kabul etmiyor. Dahiliye Nazırı İIçişleri Bakanı) olan Mehmet Ali de muhalefet ediyor. Vahidettin ısrar ediyor; tayin ediyorlar. İşte bu suretle tard ve teb’it olarak M. Kemal İstanbul’dan çıkıp Amasya’ya varıyor. Bunu kendi de inkar edemiyor. (Nutuk, sayfa 7).

    Demek ki arzusuyla Milli Kıyama iştirak için gelmiş değildir. Mütarekeden (Mondros Ateşkes anlaşmasından) onun Samsun’a geldiği tarihe kadar çok zaman geçmiştir. Her tarafta Milli Kıyam çoktan vukua gelmişti. Demek milli kıyamda da âmil (etken) değildir.

    Şimdi bu adam bu şerefleri nasıl kendisine mal eder, bilmem? Hem de bu vukuatın âmil ve şahitleri binlerce olarak hayatta iken…

    Herkesi asmış, kesmiş, herkesin ağzına kilit vurmuş simdi alabildiğine yalan söyleyip övünüyor. Kimse itiraz edemiyor ki..

    Hür bir memleket olsa çoktan paçavraya çevrilirdi. Milli Kıyam ve milleti kurtarmak uğrunda nice canlarını vermiş, nice kellesini koltuğuna alarak çalışmış adamlar var. Bunların bir hatırasını bile yadetmeyip, onların kanları pahasına aldıkları şerefleri bir adam kâmilen kendine alıyor, hem bir katre kanını bile zayi etmeden…

    KAYNAK:
    Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım (Paris 1929), Altındağ Yayınları, İstanbul 1967, cild 3, sayfa 560, 565, 566.