"Yagmur yağıyor Ömür Hanim... gökten degil, yüregimin boşluğundan ömrümün ıssız
topragina... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
Seslensem kim duyar sesimi yalnizliklar katindan? “
AGARAN BiR SUYUM
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
Kadinlar gittikçe daha güzel
Günes daha Hızlı adımlıyor gökyüzünü
Sular daha soguk rüzgâr daha serin
Eskiden her konuda konusurdum istekle
Bir genis gulumsemeyle dinliyorum simdi
Büyük yapilar ışıklı çarşılar bitti
Ara sokaklara salas kahvelere gidiyorum
Kurtulmak için girdiğim çocukluğu
Yeniden ögreniyorum çocuklardan şaşarak
Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor içimden geçenleri söyledim saniyorum
Birisi bir sarkı söylemesin kederle
Tenimde bir titreme kirpiklerimde bugu
Kisa söz basit esya kedi sevgisi
Aktikça ağaran bir suyum zamanin ırmağın
Nerden mi anliyorum yaşlandığımı
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak.
Savaslar, isyanlar ve çatışmalar bedenle onun istekleri yüzünden cikmiyor mu? Bütün savaslar maddi kazanimlar saglama istegi yüzünden cikar, maddi kazanimlara da bedenimize köle gibi hizmet ede-bilmek için ihtiyaç duyariz. Iste bu yüzden felsefeye ayiracak bos zamanimiz kalmaz.
Isitme ve görme duyulari, acilar ve hazlar onu rahatsiz etmedigi sürece ruh daha iyi düsunür. Bedeni hic dikkate almadan ve mümkün olabildisince onunla iletişime geçmeden, hatta ona hic temas etmeden tamamen kendi içine geçilerek varliklar hakkindaki bilgilere ulaşır.