Puan vermedi·254 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:57
Petrikor - Jonah Axon Petrikor… Yağmurdan sonra toprağa sinen o kendine özgü koku. Ve kitap da tam olarak ismi gibi; büyük fırtınalarla değil, geride bıraktığı hisle var oluyor. Bir ofis masasında başlayan kadın ve erkek çekimi…Kadın ve erkeğin gezegenlerle sembolize edildiği, büyük olaylardan çok duyguların ve iç seslerin ön planda olduğu farklı bir anlatı. Burada güçlü bir olay örgüsü aramıyorsunuz. Daha çok bir adamın takıntıya varan ilgisini, özlemlerini, hayallerini ve kendi içinde yaptığı uzun konuşmaları okuyorsunuz. Karakterlerin isimleri bile yok. Sadece “adam” ve “kadın” var. Belki de bu yüzden hikâye daha evrensel bir his bırakıyor. Lapis ve Oasis gibi gezegenlerle kurulan metaforlar ise kitaba farklı bir atmosfer katıyor. Gösterişli olayların peşinde olmayan, daha çok duygunun peşinden giden bir kitap. Bazen bir bakışın, bazen söylenmeyen bir cümlenin, bazen de insanın kendi içinde büyüttüğü hislerin hikâyesi… Sessiz, sakin ve melankolik bir okuma deneyimiydi. Ve bana kalırsa Petrikor’un en güzel yanı da buydu: Bazı hikâyeler, tıpkı yağmurdan sonra gelen toprak kokusu gibi, usulca hissedilir. “Peki, ya sığındığın o sonsuz gökyüzü aslında dört duvar arasındaysa?” Tavsiyemdir efendim…
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202672 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 30. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:56
Vanya Dayı , Rus yazar Anton Çehov tarafından 1890'ların sonunda yazılmış, modern tiyatronun en önemli eserlerinden biri kabul edilen bir oyundur. İlk bakışta sakin bir taşra yaşamını anlatıyor gibi görünse de, derinlerinde boşa harcanmış hayatlar, gerçekleşmeyen hayaller ve insanın kendi varoluşuyla hesaplaşması yer alır. Oyun, kırsaldaki bir çiftlikte geçer. Vanya, yıllardır eniştesi olan Profesör Serebryakov'un mülkünü yönetmektedir. Ancak profesörün genç ve güzel eşi Yelena ile çiftliğe dönüşü, evdeki dengeleri bozar. Vanya, Yelena'ya âşık olur; doktor Astrov da aynı duyguları paylaşmaktadır. Bu sırada Vanya, hayatının en verimli yıllarını profesör için harcadığını fark ederek büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Oyunun merkezindeki tema budur. Vanya, yıllarca çalışmış olmasına rağmen yaşamının anlamını sorgular. Çehov, insanların çoğu zaman hayallerini ertelediğini ve sonunda pişmanlık duyduğunu gösterir. Karakterlerin hemen hepsi ulaşamadıkları hedefler veya karşılıksız aşklarla mücadele eder. Bu durum esere melankolik bir atmosfer kazandırır. Doktor Astrov'un ormanların yok edilmesine dair görüşleri, dönemi için oldukça ileri fikirlerdir. Çehov, çevre sorunlarına dikkat çekerek insanın doğaya karşı sorumluluğunu vurgular. Oyundaki aşk ilişkileri çoğunlukla karşılıksızdır. Karakterler birbirlerine yaklaşmaya çalışsalar da gerçek bir mutluluk yakalayamazlar. Karakter Analizi Vanya: Hayatını başkaları için harcadığını düşünen, öfkeli ve kırgın bir karakterdir. Yelena: Güzelliğiyle dikkat çeker ancak kendi yaşamından da memnun değildir. Astrov: İdealist, zeki ve çevreye duyarlı bir doktordur. Oyunun en ileri görüşlü karakterlerinden biridir. Sonya: Sabırlı, fedakâr ve çalışkan bir genç kadındır. Oyunun sonunda söylediği sözlerle umut temasını temsil eder. Çehov'un en
Vanya DayıAnton Çehov · Kitap Zamanı Yayınları · 201111,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir cesaretsizlik ve melankoli hikayesi
Puan vermedi·168 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:04
Kürk Mantolu Madonna’da beni ilk başta kitaba çeken şey, Sabahattin Ali’nin insan psikolojisini, duyguları ve mimikleri inanılmaz güzel analiz etmesi oldu. Kitaba başlarken, Raif Efendi’nin o kendi halindeki, insanlara kendini kapatmış, melankolik yapısının arkasından çok dokunaklı bir hikaye çıkacağını tahmin etmiştim. Hatta kitabın sonunda onun hayata karşı küskünlüğünü onaylayacağımı, "Evet ya, Raif Efendi haklıymış," diyeceğimi düşünüyordum ama tam tersi oldu. Kitabın sonunda beni en çok hayal kırıklığına uğratan karakter Raif Efendi’nin kendisiydi. ​Raif Efendi’nin bu içe kapanıklığı aslında derin bir cesaretsizliğin göstergesiymiş. Dikkatle bakıldığında onun bu korkak tavrı yüzünden hayatındaki iki kadın Maria Puder ve eşine büyük haksızlık yaptığını görürsünüz. Eğer biraz daha cesur olsaydı, Maria’dan mektuplar kesildiğinde arkasını dönüp gitmek yerine onu aramayı, tekrardan Almanya’ya gitmeyi seçerdi. Ya da her şey için çok geç olduğunda, Maria’dan ona kalan son hatıraya, yani kendi kızına sahip çıkabilirdi. O ise kabuğuna çekilmeyi tercih etti; Maria’yla geçmişte yaşadığı o kısacık dört aya —ki onun için bir ömürden daha kıymetli olan o dört aydı— ve hayallere sarılmayı seçti. ​Döndükten sonra yaptığı evlilikte mutsuzluğu adeta kendisi seçiyor, ki zaten bunu da söylüyor. Bunun yanında romanda bir cümlesi çok dikkatimi çekmişti: "Karım bana dünyadaki en uzak insandı." Ama aslında o mesafeyi kendisi bile isteye tercih ediyor, bunu da itiraf ediyor. Sormadan edemiyorum: Eğer böyle bir hayat yaşatacaksan, neden başka bir kadını hayatına alıyorsun? Oysa eşler birbirine bu dünyada en yakın olması gereken insanlardır. Sonuçta bu duvarı kaldırmadığı için hem kendi hayatını hem de etrafındakilerin hayatını bir çıkmaza sürüklüyor. Bana göre Raif Efendi merhametsizliği ,
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,2bin okunma
Aylak Adam ve yeraltı edebiyatı üzerine
Puan vermedi·192 syf.··
2026 22. kitabı
C. karakteri ile Dostoyevski’nin *Yeraltından Notlar*’daki isimsiz anlatıcısı arasında kurulan bağ, oldukça yaygın bir karşılaştırma.Her iki eser de "yeraltı insanı" veya "yabancılaşmış birey"i merkeze alsa da, onları farklı şekillerde işler. İşte bu iki eserin kesiştiği ve ayrıştığı noktalar mevcut.Her iki karakter de içinde yaşadıkları toplumun "sıradan", "doğal" ve "mekanik" işleyişine karşı derin bir tiksinti duyar. Toplumun genel kabul görmüş değerleri onlara sahte ve bayağı gelir. *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, "fazla bilincin bir hastalık olduğu" üzerine bir tez geliştirir. C. de benzer şekilde, sürekli analiz eden, gözlemleyen ve sorgulayan zihni yüzünden eylemsizliğe itilen bir karakterdir. İkisi de "hareket etmek" yerine "düşünmeyi" bir savunma mekanizması haline getirirler. İkisi de ait oldukları toplumun dış çeperinde yaşarlar. Bir nevi "gözlemci" konumundadırlar; sürekli başkalarını izlerler ama o hayatın içine tam olarak dahil olamazlar. Temel ayrımlar üzerine bir şeyler söylemek gerekirse: *Yeraltından Notlar*'ın anlatıcısı, dünyayla olan kavgasını daha saldırgan, hınç dolu ve çoğu zaman kendine zarar veren bir noktada tutar. C. ise daha pasif, melankolik ve bir arayış ("O"nu bulma arzusu) üzerine kurulu.Dostoyevski’nin kahramanı, insanın iradesini kanıtlamak için acı çekmeyi ve başkalarına acı vermeyi seçer. C. ise bu tiksintiyi daha çok bir "estetik mesafeye" dönüştürür; toplumun içinde fiziksel olarak bulunur ama ruhsal olarak kendini izole eder. *Yeraltından Notlar* çok daha monolog/savunma odaklı, yer yer öfkeli ve hitabet gücü yüksek bir metinken; *Aylak Adam* daha içe dönük, şiirsel ve modernist bir bilinç akışı ile kurgulanmıştır. Sonuç olarak*Aylak Adam*'ı, *Yeraltından Notlar*'ın Türkiye’deki modernist bir yansıması veya Türk
Alıntı
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571,1bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:50
Kemal Varol'un Kara Sis romanı, Taşkale Cezaevi'nin C-6 koğuşunda geçen, suçluluk, vicdan ve suskunluğun ağırlığını merkezine alan hüzünlü bir varoluş hikâyesidir. Roman, sadece fiziksel bir hapishane hayatını değil, her yıl koğuşun üzerine çöken "kara sis" metaforu üzerinden karakterlerin zihinlerindeki bulanıklığı ve yüzleşemedikleri geçmişlerini anlatır. Hikâyenin kalbinde, müebbet hapse mahkûm edilen ve yaşadıklarına dair tek bir kelime dahi etmeyen Barana yer alır. Diğer mahkûmların birbirlerine hikâyeler anlatarak kendilerini var etmeye çalıştığı koğuşta, Barana'nın sessizliği hem bir direnç biçimi hem de taşınan büyük bir acının sessiz çığlığıdır. Anlatıcı konumundaki Mesut Hoca'nın gözünden izlediğimiz bu süreç, bir öğretmenin vicdani hesaplaşmasıyla birleşerek okuru hikâye anlatma ihtiyacı, pişmanlık ve zamanın ağır akışı üzerine düşündürür. Barana'nın geçmişine dair simgesel detaylar ve Kemal Varol'un şiirsel, atmosferik diliyle birleşince, Kara Sis okurun zihninde silinmesi güç, melankolik ve sarsıcı bir iz bırakan bir başyapıta dönüşür; nihayetinde eser, sessizliğin bazen en güçlü anlatım biçimi olduğunu kanıtlar.
Kara SisKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,421 okunma
7/10
·68 syf.··
2026 25. kitabı
‎Yağmurlu Hisler, isminin vaat ettiği o melankolik ama arındırıcı havayı sayfalarına başarıyla taşıyan bir eser. Yazar, insana dair gözlemlerini, bir şairin hissetme derinliğiyle birleştirerek okuruyla paylaşıyor. Edebiyatta bazen çok süslü kelimelerin anlatamadığı bir duyguyu, son derece sade ve "bizden" bir cümle çıplaklığıyla anlatıverir; bu kitap da tam da bu sadeliğin gücüne yaslanıyor. ‎ ‎Kitabın "Yalnızlık" bölümü, modern insanın en büyük çıkmazını, yani "herkesin mutlusun sandığı o içsel ıssızlığı" merkeze alıyor. Yazar, "Sözün uçması; sebebidir yazıya vefasızlığın" dizeleriyle yazının kalıcılığına sığınırken, aynı zamanda insanın fani oluşuna dair hüzünlü bir hakikatle yüzleştiriyor okuru. Buradaki yalnızlık, sadece kimsesizlik değil; insanın kendi bedeniyle, zihniyle ve dünyayla olan mesafesi. Yazar, metinlerin dokusuna bir "teşhis ve tedavi" edasıyla değil, daha çok bir "hal tercümesi" olarak dokunuyor. "Zihinlerde tasavvur, bedenlerde teşekkül" derken, aslında insanın dünyadaki varoluş sancısını özetliyor. ‎ ‎Yağmurlu Hisler, geleneksel bir şiir kitabının sınırlarına hapsolmaya direnen bir yapıya sahip. Metinler bazen damıtılmış bir şiir, bazen sorgulayıcı bir deneme, bazen de samimi bir günce tadında ilerliyor. Yazar, bir türün kalıplarına takılmadan hislerini olduğu gibi aktarmayı seçtiği için eser, bir sanat metninden çok, bir dostun gecenin sessizliğinde paylaştığı iç döküş sıcaklığına bürünüyor. Kitap bir oturuşta bitirilecek bir serüven değil; aksine okuru durup düşünmeye, satırların kendisinde neye tekabül ettiğini aramaya teşvik eden bir süreç. Örneğin: ‎ ‎Hangi maddenin kaçıncı bendisin ‎Bilmem ki neredesin ‎Bilenin bilmesiyle olmayan şeyler ‎Hazan kalbim tuz buz ‎Yine de "sevmekten kim usanır" ‎ ‎​Bu sitem, kitabın yer yer sertleşen, yer yer
Edebiyat
Yağmurlu HislerHayat Can Yakar · Cinius Yayınları · 20261 okunma