DAĞA ÇIKAN KURT
Dağa Çıkan Kurt öyküsü, Milli Mücadele yıllarının panoramasını gözler önüne sermektedir. Hikâyenin başlangıcında yazar, Fransız bir sanatçının şiirinin çıkmasını beklemektedir. Bunun etkisinde kalarak rüyaya dalmaktadır. Rüyasında, işlerin sarpa sardığı bir orman görür. Ormandaki hayvanlar arasında mücadeleler yaşandığını görür. Her bir hayvan, aslında bir devletin timsalidir. Kurdu, Türklerle özdeşleştirerek bizlere derin mesajlar verir.
Hikâyedeki kozmik zaman, bir akşam vaktidir. Mekân ise Üsküdar’da Paşakapısı’nın ötesinde, mezarlıkların karşısındaki kırık tahta evdir. Kişi kadrosunda; anlatıcı(çocuk yaşta), anlatıcının annesi, fil, aslan, ayı, yılan ve bozkurt vardır. Yazar öyküde anlatıcı görevindedir. Öykünün kahramanı, babasını kaybetmiş ve annesiyle yoksul bir halde yaşamaktadır. Anne çocuğu için eve ekmek getirir. Bu esnada inleyerek feryatlar eder: “Yurdumuzda yas ve zincir var, avcı inlerinizi sardı…” Bu feryatlar vasıtasıyla, ülkenin kuşatma altında olduğunu ve yoksulluğun halk üzerindeki etkisini alenen görebiliyoruz. Annesinin feryatlarında da kurt motifini duyan anlatıcı hülyalara dalar. Rüyasında karşısına dikilmiş yaralı bir kurt görür. Kurt, anlatıcıya ormanda yaşanan kavgayı uluyarak anlatır. Yani öyküde yer alan diğer bir mekân da kara ormandır. Ormanda yaşanan kavgada; güçlü güçsüz bütün hayvanların kavgaya karıştığını, bu kavga dolayısıyla her tarafın tahrip olduğunu ve hayvanların kanından ırmaklar oluştuğunu öğrenmekteyiz.
Tüm bu olayları incelediğimiz zaman, ormanda yaşanan kavganın aslında 1. Dünya Savaşı’nın tasviri olduğunu anlayabiliyoruz. Ormandaki savaştan sonra fil, barışı sağlamak için ilk adımı atar. Ormanın en ulusu diye tasvir edilişi ve barışı sağlamaya çalışması, filin ABD’yi temsil ettiğini