Melih HOCAOĞLU

Melih HOCAOĞLU
@melihmagic
Patates!

Melih HOCAOĞLU

, bir kitap okudu
Puan vermedi·192 syf.·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2022 00:00
·
2022 1. kitabı
Yusuf Atılgan
7.4/10 · 70,9bin okunma
Reklam
"Başkalarına ne diyeceğiz?" "Palavra atacağız, doğruyu söylersen inanmazlar." "Peki kendimize ne diyeceğiz?" "Kendine de palavra sıkacaksın." Karagümrük bu cevabı verdikten sonra, erzak çantasını açıp votka şişesini aramaya koyuldu. Elini çantanın içine soktuğu o an irkilmişti. Neden sonra, "Hah-haaa! Yakaladım nihayet!" deyip çıkardığı avcunda, tahtelbahrin faresi vardı. Koklamak ve solumak onun için aynı şey olmalıydı ki, farenin burun delikleri durmadan açılıp kapanırken bıyıkları da sürekli kıpırdıyordu. "Fare yakalamak uğur getirir," dedi Karagümrük, "Bir dosta kavuşmak demektir." "Ama biz arkadaşlarımızı kaybettik." Yarı dolu şişeden bir yudum alan Karagümrük, yumruğunun tersiyle ağzını sildikten sonra, köpükler arasında kaybolurken artık sadece kulesi ve baş tarafındaki ağ testeresi görünen tahtelbahir gemisinde baktı. Gözlerinden hayatında birileri için ilk kez, o da bir damlacık yaş aktı ve şişeyi anaforlu köpüklere fırlattıkran sonra haykırdı: "Bekleyin dostlar! Yakında görüşeceğiz! Yakında!"
Sayfa 155·Kitabı okudu
Ardından Mülazım'a dönüp sordu: "Hakikaten efendim, korkan o değil de neden biziz? Allah'ın adaleti mi bu?" Abdülbeleş, çömeldiği yerden başını kaldırıp ona çıkıştı: "Tövbe de, taş olursun!" Fakat Mülazım soruyu "Akıl bize korkmayı öğretti," diye cevapladı. "Farede akıl yok, o anca yeterince korkar. Sonra hemen hayatına geri döner." Bunu söyledikten sonra ayağıyla zemine vurdu. Gümlemenin ardından fare, ağzındaki gıda ile ansızın tıkır tıkır bir metre koşup duruverdi ve bu emniyetli mesafede, sanki hiçbir şey olmamış gibi ekmeğini yine yemeye başlamıştı. "Kaçtı işte," dedi Daz, "Korktu, bizim gibi." "Korkmadı," dedi Kibar, "Sadece mesafe koydu." "Demek ki cesur." "Kesin sesinizi!" diye bağırdı Karagümrük, "Fareyi t*şakları altı okka deliduman yiğit yaptınız! Kes artık, kes!" Ardından Mülazım'a dönüp, "Efendim, ne olur dövün şunları," dedi, "Hem delirdiler hem delirtiyorlar."
Kendilerince tabiat ve tabiatüstü arasında sınır bulunmadığı, hatta ikisi aynı şey olduğundan, mürettebatın rütbesizleri için o tekinsiz sandık ve içinden çıkan mahluk izaha fazla muhtaç değildi.