Eğer bir yazar olsaydım, insan ölümlerini anlatan bir kitap derleyip yazardım: Kim insanlara yaşamayı öğretecekse, onlara ölmeyi de öğretmeli.- Michael de Montaignc, “Felsefe Yapmak Ölmeyi Öğrenmektir"
Başarılı bir beyin cerrahı olan Paul Kalanithi'nin otobiyografisi olan bu kitap Paul Kalanithi'nin doktorluktan son evre akciğer kanseri hastasısına geçişini anlatıyor. Hayatının gelecek 40 yılını planları ile çoktan doldurup şu anı geleceği için yaşarken birden önünde belki günler belki aylar belki seneler kaldığı gerçeğiyle yüz yüze geliyor ve 'hayatı yaşamaya değer kılan şey nedir?' sorusunun cevabını ararken buluyor kendini. Bir doktor olarak ölümün bir gün başına geleceğini bilmektedir fakat kanser tanısı ile birden bu kavram onun için daha somut bir hale gelmiştir. Kitapta Paul, eşi Lucy ve küçük kızları Cady'nin aile olarak hastalıkla mücadelesini anlatıyor.
Çok duygulandığım bir kitap oldu benim için. Ölümünün yakın olduğunu bilen birinin duyguları tüm çıplaklığı ile satırlardaydı. Hemşirelik mezunu olarak stajımızda tüm öğrencilerin en zorlandığı şey az zamanı kaldığı bilinen bir hastaya ne dememiz nasıl yaklaşmamız gerektiği oluyordu. Paul Kalanithi'de kitabının 1. bölümünde terminal hastalara yaklaşımı düşünceleriyle beni çok etkiledi. Yazar belki istediği araştırmaları yapacak kadar zamana sahip olamadı ama son zamanlarında yazdığı bu kitapta bile aslında meslektaşlarına öğretici rolüyle seslenebildi diye düşünüyorum. Doktorlar ve doktor adaylarının madalyonun her iki tarafını da görmesi açısından kitabı okumalarını öneririm.
"Doktorken bir özne, bir etken, bir faktördüm; hastayken ise edilgen bir nesneden ibarettim.
"Hayat ilk yirmi yılda yaşanır, sonrasında ise sadece anlatılır," demiş Graham Greene bir keresinde. Peki ya ben şimdiki zamanı geride