“Bu dünyada iki tür insan vardır: acıyı yaşayıp kendilerini tüketmesine izin verenler ve onu kendilerinin bir parçası olarak kabul edip ondan öğrenerek savaşmayı sürdürenler. Sen bir savaşçısın, Martina.”
“Kendimi savaşçı gibi hissetmiyorum,” dedim yumuşak bir sesle. “Keşke farklı olsaydım.”
Bir duraklama oldu. Beklenmedik bir şekilde ve neredeyse tereddütle büyük eli masanın üzerinden uzanıp elimi sıktı.
“Bence olduğun hâlinle mükemmelsin.”
Çenemi kaldırdım ve bakışlarımız kenetlendi. İfadesi kontrollüydü ama yüzünde bitakım duygular hâkimdi. Bastıramadığı bir sıcaklık parıltısı. Havada ilerledi ve göğsümü delip geçti. Saniyeler sonra elini çekip çatal ve bıçağını aldı. “İyileşmek zaman alır, Martina. Ama sonunda olacak,” dedi daha boğuk bir sesle.
Rina Kent'in rahatsız edici olduğunu düşünmüştüm (Adrian ve Krill buraya dahil değil..) fakat Penelope Douglas tuhaf ve rahatsız edici sıralamasında zirve oldu benim için 🙏
"I never make mistakes,” I replied. “I’m either right or I’m learning. Jaku niku kyo shoku.” I recited one of the many Japanese sayings he’d spouted over the course of my life. The weak are meat, the strong eat.