Yazar Çağatay Yaşmut’un polisiye edebiyatımızdaki özgün karakteri Başkomiser Galip’in maceralarından biri olan "Beni Yavaş Öldür", toplumsal trajedileri, insan psikolojisinin karanlık dehlizlerini bir araya getiren, gerçekliğe yakın kurgusuyla soluksuz okunan bir polisiye roman.
Hikaye, bir ayakkabı boyacısı çocuğun vahşice katledilmesiyle, okuru en savunmasız noktasından yakalayarak başlıyor. Yaşmut, bu cinayeti rastgele bir mekân seçimiyle değil; geçmişle bağ kuran sembolik bir adreste kurguluyor. Cinayetin işlendiği apartmanın, öykücü katilin kurbanı Esra İnci’nin eski evi çıkması, kurgudaki tesadüf öğesini gizemli bir kadere dönüştürüyor.
Bu kitapta Galip, sadece bir polis olarak değil, ağır bir yas sürecindeki insan olarak karşımıza çıkıyor.
Sevgilisini kaybetmenin şokunu atlatamayan, psikolojik destek alan ve sık sık ölümü düşünen bir Galip portresi çizilmiş.
Başkomiser Galip’in içsel huzursuzluğu, şehrin gri atmosferiyle birleşerek kitaba noir (kara polisiye) bir hava katıyor.
Cinayet masasında sadece vakalar değil, insani duygular da ön planda.
Serdar ve Melike'nin yakınlaşmaları, emniyetin soğuk koridorlarına bir nebze sıcaklık katıyor. Fakat Narkotik Şubede görev yapan Ekrem’in, Melike’ye duyduğu platonik aşk nedeniyle çıkardığı huzursuzluklar, hikâyeye yan çatışma unsuru olarak başarıyla eklemlenmiş.
Kurgunun en ilginç noktalarından biri, Trakya’da gerçekleşen deprem; doğanın bu müdahalesi, katilin yazlık bahçesine gömüldüğünü gün yüzüne çıkarıyor. Cesedin bulunmasıyla Başkomiser Galip için her şey bitti derken, katili yakalama operasyonu başladığı noktaya geri dönüyor.
Yazar Çağatay Yaşmut’un, şehir ve mekân tasvirleri, okuru olay yerinin tam ortasına bırakıyor. Olay yeri inceleme sahneleri ve cesetlerin durumu o kadar detaylı ve ustaca işlenmiş