Serinin ilk kitabı gibi ikinci kitabı da bende çok değişik hisler bıraktı. Bu seriden kesinlikle nefret edemiyorum ama sevmemi de büyük oranda etkileyen şeyler var. Öncelikle birinci kitaptan kesinlikle daha iyiydi. Olay örgüsü ilk kitaba göre durgun olsa da benim daha çok hoşuma gitti.
İlk kitaptaki incelememde yazarın çoğu elementi olduğu gibi tarihten almasını ve kurguyu birebir aktarmasından hoşlanmadığımı söylemiştim o yüzden bu kitabı okurken kendi kurgusunu öne çıkardığını düşünerek çok keyiflenmiştim ama biraz araştırma yaptıktan sonra bu kitabın da Çin iç savaşını anlattığını hatta Vaisra ve Rin'in cidden tarihte gösterebileceğiniz kadar net kişiler olduğunu öğrenince baya hüsrana uğradım. Eğer bazı ipuçlarını aldıysanız Hesperyalıların da İngilizler olduğunu bence anlamışsınızdır. Kitaptaki her kişi her element nerdeyse gerçekle uyuşuyor ve bu kitabı fantastik bir seriden çok tarihi kurgu yapıyor.
Bunları bir kenara bırakıp serinin en katlanılmaz ayrıntılarına gelmek istiyorum ki o da karakterleri. Kim ne derse desin bir fantastik seride en önemli şeylerden biri karakterlerdir ve Kuang sanki hiçbir karakterini sevmeyelim diye kırk takla atmış. Rin hayatımda gördüğüm en sevilmeyesi ana karakterlerden biri. Kendim de çok sinirli bir insan olmama rağmen sürekli her şeye sinirli herkese atarlı gezmesinden o kadar sıkıldım ki. Biri bir şey söylüyor tersliyor, başka biri bir şey söylüyor ona küfrediyor. Bu karakterle düzgün bir diyalog kurmanızın imkanı yok. Asıl sorun ise kitapta fazlasıyla diyalog olması, sadece Nezha'yla bile ne kadar çok tekli diyaloğu var bilmiyorum ve hiçbiri de bir yere varmıyor.
Kitaptaki karakter gelişimi yok denecek kadar az. Rin'in Altan'a karşı olan saplantılı takıntısının çözülmesi diyeceğim ama gerçekten kurtulduğuna o kadar