mlk

mlk
@melikeliff
öğrenci
izmir
izmir, 5 Ağustos 2005
32 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
7/10
·600 syf.··
2026 3. kitabı
Hyperion bilim kurgu klasiklerini okuduğum için karşılaştığım, daha önce adını duymadığım ama adından oldukça iddialı bahsedilen bir kitap. Benim içinse açık ara okuduğum en ama en zor bilim kurgu klasiği. Normalde kitapların hızlanan ve yavaşlayan yerleri olur ama Hyperion baştan sona o kadar zor okunuyor ki çevremden kimseye bu kitabı kolay kolay öneremem. Kitabın çok ciddi bir kurgusu var hatta daha önce karşılaştıklarıma benzemeyecek kadar etraflı ve derin diyebilirim. Yazar koskoca bir evren oluşturmuş ama bana sorarsanız bunun içine girmek veya her ayrıntısıyla takip etmek çok zor. Kitapta ciddi bir konu ve kavram kalabalığı var bence. Yazarın kafasının zehir gibi olduğunu düşünüyorum ama bana sorarsanız aklına gelen her fikri her hikayeyi ve sevdiği tüm kavramları bu kitapta kullanmış ve çorba olmuş. Kitap 7 kişinin Hyperion denen gezegene bir görev için onların deyimiyle Hac seferi için seçilmesiyle başlıyor. Sonradan bu hacılar yan yana geliyor ve bir yandan Hyperion'a giderken bir yandan da birbirlerine hikayelerini anlatıyorlar ki anladığım kadarıyla bu anlatılanlar niye bu seferde olduklarıyla yakından alakalı. (Burada anladığım kadarıyla diyorum çünkü özellikle bu hacıların Hyperion'a gidip ne yapacaklarını, Hyperion'un neden bu kadar önemli olduğunu veya Shrike denen yaratığın amacının ne olduğunu katiyen anlamadım ama ümit ediyorum ki diğer kitaplarda anlarım.) Kitabın neredeyse tamamı bu hikayelerle geçiyor ki devamının olduğu buradan anlaşılıyor. Her bir karakterin hikayesi o kadar derin o kadar ilginç ki kitap karmaşık olsa da yazara hayranlık duymamak elde değil. Rahatlıkla söyleyebilirim ki her yerde karşılaşabileceğiniz türden hikayeler anlatmıyor karakterlerin hiçbiri. Genel olarak baktığımda kitabı beğendim diyebilirim çünkü konu olarak da
Edebiyat & Roman
HyperionDan Simmons · İthaki Yayınları · 2025145 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·240 syf.··
2025 23. kitabı
Su Adamı bilim kurgu klasiklerinden uzun süredir merak ettiğim bir kitap ve sonunda okuyabildim. Diğer bilim kurgu kitaplarından da aşina olduğumuz gibi bir doktorun yaptığı deneyler sonucunda su altında nefes alabilen İhtiyandr adında bir genci anlatıyor. İhtiyandr'ın doktorla baba oğul ilişkisi ve doktorun hayvan deneyleri bana birazcık Frankensetin'ı birazcık da Doktor Moreau'nun Adası'nı hatırlatsa da bu kitaptaki Doktor Salvator diğerlerine göre çok daha iyi ve çok daha merhametli bir adam. Bu yönden de beni oldukça şaşırtan bir karakter ve bu tavrı kitabın nereye yöneldiğini de oldukça etkiliyor. Yani Su Adamı bu diğer kitaplara göre bence çok daha az kasvetli ve oldukça da huzurlu bile diyebilirim. Bu yüzden de okuması çok kolay ve keyifli. Özellikle İhtiyandr'ın su altında geçirdiği sahneler insana dinginlik veriyor. Hatta bu kitap bana yer yer sanki çocukların bile rahatça okuyabileceği kadar basit ve güvenli hissettirdi. Konusundan çok bahsedip spoiler vermek istemiyorum çünkü bence yeterince kısa. Ama bilim kurguyu derinden etkilemiş, hatta direk bilim insanlarının okyanusa yönelmesine sebep olmuş ve yıllardır kendinden esinlenilmiş bir kitap. Okyanusu merak ettirirken kurguyu ve romantizmi çok güzel kullanmış yazar. Dolayısıyla başka bir kitabını okumak için can atıyorum. Bilim kurguya başlamak için bence çok güzel ve çerezlik bir kitap. Keyifli okumalar.
Edebiyat & Roman
Su AdamıAleksandr Belyaev · İthaki Yayınları · 20174,492 okunma
8/10
·308 syf.··
2025 19. kitabı
Bu kitaba evde tesadüfen rastladım ve öncesinde yazarını hiç tanımıyordum o yüzden benim için hiç beklenmedik şekilde başladı. Kitap 3 bölümden oluşuyor ve kısmen adına aşk üçgeni denemese de iki kadın ve bir adamın arasında yaşananlardan bahsediyor. Ben şahsen ilk bölümü okumaya başladığımda kitabın aynı bu şekilde devam edeceğini ve her ayrıntısına kadar Ilonka'nın kocasıyla nasıl ayrıldığını okuyacağımı sanmıştım. Ama karakterler her şeyi uzatmadan anlatıyor dolayısıyla da bazı yerleri diğer bakış açısından dinliyorsunuz. Bu açıdan benim çok hoşuma gitti ve bölümlerin sohbet eder şekilde yazılmış olmasını da baya beğendim. Kitap tabi sadece bu bahsettiğim üçlünün ilişkisinden bahsetmiyor. Adamın soylu bir aileden gelişinden dolayı burjuva sınıfıyla alakalı eleştiriler, sınıf farkları, sanat ve sanatçı, hatta son bölümde savaşın insanlar üzerindeki etkisinden bile bahsediyor. Yani çok geniş bir konu yelpazesine sahip, olaylar anlatılırken bunlar gibi birçok farklı konuya değiniliyor. Açıkça söylemek gerekirse kitap bazı yerlerde ağırlaşıyor, özellikle karakterlerin bazı şeyleri birçok kez tekrar etmesi beni yordu ama bu da tam sohbet tadı veriyor sanırım. Bir de son bölümde yani Judit'in anlattığı bölümde sanki bir şeyler ters gitmiş gibi hissettirdi. Kitapta en çok merak ettiğim yer olmasına rağmen Judit çok farklı şeylerden bahsetti ve pek nereye gittiğini anlayamadım. Yani yazar kitabı bence Judit'le daha güzel noktalayabilirmiş gibi hissettim. Ben Sandor Marai ilk kez okudum ve adını da duymamıştım ama genel hatlarıyla beğendim denebilir. Çok akıcı ve edebi bir dili var bazen ayrıntıya fazla düşse de alıştıktan sonra bir solukta okudum. İlk fırsatta başka bir kitabını daha okumak istiyorum. Sadece bu kitabında özellikle ilk iki bölümünde kadınlar hakkında
Edebiyat & Roman
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,514 okunma
9/10
·408 syf.··
2025 18. kitabı
Uğultulu Tepeler benim için uzun süredir okuduğum bilim kurgu ve fantastik romanlara bir mola gibi oldu ve söylemeliyim ki çok güzel bir araydı. Uzunca bir süredir dönem kitabı okumuyordum ve bu yüzden çok zorlanacağımı düşünerek başlamıştım ama gel gör ki Emily Bronte'nin kalemi de kitabın çevirisi de o kadar iyiydi ki kitap su gibi akıp gitti. Ben herhangi bir dönem kitabını bu kadar kolay okuduğuma daha önce şahit olmamıştım. Konusundan bahsedecek olursam Uğultulu Tepeler'de yaşayan birkaç karakterin arasında yıllar boyunca geçen olayları anlatıyor. Edebiyatın en romantik romanlarından diye bahsedilse de bu roman bende çok daha farklı hisler bıraktı açıkçası. Heatchliff ve Catherine'in aşkına gördüğüm en romantik aşk diyemesem de en saplantılısı olabilir sanırım. İçindeki karakterler size kendinden ya nefret ettirecek ya da üzecek. Başta Heatchliff olmak üzere (bence hiçbir zaman unutulmayacak biri) okuduğunuz en kaotik en kötü insanlarla karşılaşacaksınız. Beni en çok şaşırtan şey ise bu tarz karakterleri başka bir dönem kitabında görmemiş olmam bence hepsi çok orijinal. Kitap hakkında söylenecek pek bir şey bulamıyorum çünkü bence bir solukta okunacak çok keyifli bir eser. Dönem kitabı aşkımı yeniden canlandırdı diyebilirim. Bronte kardeşlerden birkaç kitap daha okumak kesinlikle istiyorum. Siz de bir an önce okumalısınız bu yüzden keyifli okumalar.
Edebiyat & Roman
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558bin okunma
4/10
·288 syf.··
2025 17. kitabı
Bu kitap hakkındaki düşüncelerim kitabın kendisi gibi çok karışık. Öncelikle fazlasıyla bilim kurgu klasiği okuyan biri olarak bu kitabın okuduğum bazı diğer bilim kurgu eserlerine benzer bir tarzı var. Buna tam anlamıyla büyülü gerçeklik denemez sanırım ama fazlasıyla onu hatırlatıyor. Bana birazcık Ay Zalim Bir Sevgilidir'i birazcık da Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni hatırlattı. Çoğu kişi kitabın bilim kurgudan çok fantastik olduğundan yakınmış ama benim için sorun bu değildi çünkü belirttiğim gibi buna çok benzer başka kitaplar da okudum. Bence bu tarz kitaplarla alakalı genel sorun yazarların kendine ait güzel fikirlerinin olması ama bunları yazıya nasıl dökeceklerini bilememeleri. Buna ayrı bir yazım tarzı hatta çok orijinal diyebilirler ama bence okunması çok zor birkaç güzel fikirden ibaret. Bu yazarlar genelde kafaları zehir gibi çalışan insanlar olmalarına rağmen bunu karşı tarafa aktaramıyorlar. Bu yüzden de kitap büyük bir curcunadan ibaret. Diyaloglar, isimler, olaylar hepsi birbirine karışmış durumda. İlk bölümde kitabı bırakmayı bile düşündüm ben ne okuyorum diyerekten. Ki bu kitabın önsözünü okumamış olsaydım ne olduğunu bile anlamazdım sanırım. Kitabı sevmeye baya bir uğraştım. Belli yerlerde ki bundan kastım olayların anlaşılabilir olduğu nadir yerlerde okurken hızlandım ve keyif de aldım. Ama bu kitabın genel sorunu burda da yazabileceğim bir konusunun olmaması ve bir yere gitmemesi. Her kitap büyük bir olayı anlatmak tabii ki zorunda değil ama bu kitabın ikinci kısmı sadece mekanı ve içindeki kişileri anlatmaya ayrılmış. Daha sonra bu karakterlerle bir işimiz olmayacaksa koca bir bölümü neden okumalıyım düşündürdü. Yazarlar yazarken çok eğlendiklerini söylemişler. Keşke ben de aynısını okurken söyleyebilseydim. Kalemleri o kadar karmaşık ve
Edebiyat & Roman
Pazartesi Cumartesiden BaşlarArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 2016499 okunma