Melisa Kurt

Melisa Kurt
@melisaa_kurt
iü’de hayatta kalmaya çalışan bir ing edebiyatı öğrencisi
Öğrenci
İstanbul Üniversitesi
Ao3
7 Temmuz 2004
57 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
10/10
·568 syf.··
Beğendi
·
2024 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2024 02:50
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm Fırtınaışığı Arşivi serisini okumaya sonunda başladım ve tek kelimeyle bayıldım. Kitap hakkında konuşmak istediğim çok şey var o yüzden uzun bir yazı olacak. Fantastik okumaya alışkınım ve daha önce Sanderson’ın Sissoylu serisi ve Savaşkıran kitaplarını da okumuştum ama bu seri uzunluğu nedeniyle gözümü korkutuyordu açıkçası. Kralların Yolu iki cilt birlikte 1100 küsür sayfa ve serinin diğer kitapları da benzer uzunluklarda. Korkmam boşunaymış çünkü kitap inanılmaz akıcıydı, hiç 1100 sayfa gibi hissettirmedi. Kitabın başları benim için biraz kafa karıştırıcı olsa da kısa sürede olayları anlamaya başladım, kitap beni içine çekti. Sanderson’ın yazım dili sade olduğu için hızlı okunuyor kitap. Konusundan bahsedecek olursak, hikaye Roshar isimli bir gezegende geçiyor. Birkaç günde bir yıkıcı fırtınalar yaşanan; insanların, hayvanların ve bitkilerin bu yıkıcılığa adapte olmak zorunda kaldığı bir yer Roshar. Kitap Alethkar isimli ülkenin kralı Gavilar’ın verdiği büyük bir ziyafet ile başlıyor. Alethiler, Parshendiler ile bir barış anlaşması imzalamışlar ve bunun kutlaması yapılıyor. Ancak aynı gece kral Gavilar Parshendiler tarafından gönderildiği söylenen bir suikastçı tarafından öldürülüyor. Alethiler ve Parshendiler arasında yıllar sürecek bir savaş başlıyor. Bu bölümden sonra 5-6 yıllık bir zaman atlaması oluyor ve 3 farklı karakteri takip ediyoruz: Kaladin, Dalinar ve Shallan. Kaladin, birinci kitabın ana karakteri diyebilirim. Tıpkı babası gibi hekim olmak için yetiştirilmiş ama bazı olaylar sonucunda Yüceprens Amaram’ın ordusunda bir manga lideri olmuş. Kendisi mızrak kullanmakta çok yetenekli ve oldukça iyi bir lider. Ancak kötü giden bir savaştan sonra Kaladin nedenini bilmediğimiz bir şekilde bir köle oluyor ve harap ovalarda
Edebiyat
Kralların Yolu 2. CiltBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 2021254 okunma
Reklam
“Güzellik acıdır.”
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2024 16:47
Kitabı bitirdikten sonra yaklaşık 10 dakika hiçbir şey yapmadan oturdum. Ne okuduğumu, neler hissettiğimi düşündüm. Beni çok içine çeken ve farklı şeyler hissettiren bir kitap oldu. Ufak bir düşünce kargaşası yaşadığım için biraz karmaşık ve uzun bir inceleme olacak. Büyük ihtimalle çok uzun olduğu için kimse okumayacak ama yine de düşüncelerimi yazmak istedim. Bazı kısımlarda ufak spoilerlar içerebilir. İlk olarak konusundan bahsedeyim. Ana karakterimiz Richard Papen ,ailesi onaylamasa da, California’dan Vermont’a gelip burda Hampden Üniversitesi’nde okumaya başlıyor. Antik Yunanca bölümünden ders almak isteyen karakterimiz ilk başta bu dersin profesörü Julian Morrow tarafından reddediliyor. Sadece kendi seçtiği öğrencileri kabul eden Julian’ın sınıfında sadece 5 öğrenci olduğunu öğreniyoruz: Henry, Francis, Camilla, Charles ve Bunny. Sonrasında gelişen olaylar sonucunda ana karakterimiz Richard bu bölüme kabul ediliyor ve kendini altı kişilik, dışarıya kapalı bir arkadaş grubunun içerisinde buluyor. Richard bu insanlardan çok etkileniyor. Onlar tarafından kabul edilmek, onlar gibi olmak arzusuyla yanıp tutuşuyor. Her şey normal giderken bu arkadaş grubunun yaptığı eski bir ayin sonucu feci bir kaza yaşanıyor ve bu da sonrasında aralarından birinin ölümüne sebep oluyor. Kitabın ilk birkaç sayfasında ana karakterimizin de dahil olduğu bu arkadaş grubundaki kişilerin bir diğer arkadaşları olan Bunny’i öldürdüklerini öğreniyoruz. Richard kitabın bir kısmında Bunny’i öldürmelerine sebep olan olayları, bir kısmında da Bunny’nin ölümünden sonra yaşananları anlatıyor. Gizli Tarih’teki karakterler çok iyi yazılmış, kompleks karakterler. İyi insanlar değiller, hatta berbat kişiler oldukları bile söylenebilir. Ancak Donna Tartt bu karakterleri okuyuca tanıtmakta ve
Edebiyat
Gizli TarihDonna Tartt · Pegasus Yayınları · 20182,924 okunma
10/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2024 03:15
Jane Eyre 19. yüzyılda yani Victoria Döneminde yazılmış bir kitap. Bu dönemde İngiltere’de kadınlar maalesef çok baskılanır. Evde kalıp kocaları ve çocuklarıyla ilgilenmeleri istenir, iş olanakları ise çok azdır. Böyle ataerkil bir dönemde bir kadın yazarın ana karakteri kadın olan bir kitap yazması ve başarılı olması çok etkileyici. Charlotte Bronte’nin yaşamından izler taşayan bu eserde, Jane Eyre isimli kimsesiz bir kızın zamanla kendi ayakları üzerinde durabilen zeki ve güçlü bir kadına dönüşmesini okuyoruz. Konusundan bahsedecek olursam, Jane Eyre çok küçükken annesini ve babasını kaybetmiş bir kız ve dayısının vasiyeti sebebiyle yengesi ve çocuklarıyla yaşıyor. Yengesi de kuzenleri de Jane’den hiç hoşlanmıyorlar ve ona sürekli olarak eziyet ediyorlar. Bir süre sonra Jane br yatılı okula gönderiliyor ve burada 10 yıl kalıp öğretmen olduktan sonra bu okuldan ayrılıyor. Edward Rochester isimli bir adamın malikanesinde mürebbiye olarak çalışmaya başlıyor ve evin efendisine aşık oluyor. Bundan sonra da Jane’i zorlu olaylar bekliyor. Kesinlikle okuduğum en akıcı klasiklerden biriydi. Diline bayıldım. Ana karakterimiz Jane Eyre’a da çok bağlandım. Çocukluktan genç bir kadına dönüşmesini ve karakter gelişimini okumak çok zevkliydi. Kitap çeşitli gizemleriyle beni merakta bırakıp durdu ve elimden bırakmak istemedim. Birçok kez de beni şaşırtmayı başardı. Ana karakterimiz ve Rochester arasındaki ilişkiyi okumak da oldukça zevkliydi. İngiliz edebiyatına ilgi duyan herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
İntikam en güçlü duygudur
9/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2023 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2023 09:39
Uğultulu Tepeler, Emily Bronte’nin tek romanı ve ingiliz edebiyatında önemli bir yere sahip. En baştan söylemek istiyorum, ben bu kitabı çok beğendim ve okumanızı öneririm. İki kuşak süren bir hikaye olduğu için ve bir sürü karakter barındırdığı için ilk başta okumakta zorlanacağımı düşünmüştüm. Düşündüğüm gibi zorlanmadım ama. İlk birkaç sayfada karakter ve ilişkileri biraz kafamı karıştırsa da kısa sürede her şey yerine oturdu. Bu yüzden benim için akıcı bir kitaptı diyebilirim. Uğultulu Tepeler bazıları tarafından aşk romanı olarak tanımlanıyor ancak bana göre bir aşk hikayesini değil, bir intikam hikayesini anlatıyor. İki nesil süren bir intikamın hikayesini. Tabi romanda aşk duygusunun da işlendiğini görmezden gelemeyiz. Olaylar Uğultulu Tepeler ve Thrushcross çiftliğinde yaşayan Earnshawlar ve Lintonlar arasında yaşanıyor. Hikaye Mr. Earnshaw’ın eve kimsesiz bir çocuk olan Heatcliff’i getirmesi ve Heatcliff’in bu evde yaşadıkları ile başlıyor. Heatcliff Mr. Earnshaw ve Catherine ile oldukça iyi anlaşırken ailenin diğer fertleri ona zulüm etmekte kararlılar ve bu davranışlarının kitabın sonraki kısımlarında büyük sonuçları olacak. Heatcliff özellikle ailenin tek erkek çocuğu Hindley tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete uğruyor ancak Catherine sayesinde bunların üstesinden gelebiliyor. Zamanla da Catherine ile aralarında bir aşk başlıyor. Uğultulu Tepeler bir aşk romanı olmadığı için ilişkileri beklenilen gibi gitmiyor. Öfke, nefret, aşk ve tutku bu eserde en çok öne çıkan duygular. Tabii Heatcliff’in Catherine için olan duygularını aşk olarak adlandırmak biraz zor. Catherine’e olan aşkı daha sonrasında yaşananlar ile etrafındaki herkes için öfkeye ve nefrete dönüşüyor. Bu öfke ve nefret o kadar büyük bir seviyeye ulaşıyor ki, Heatcliff iki ailenin de kökünü
Edebiyat
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,9bin okunma
Uzakdoğunun Poe’su
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2023 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2023 00:36
Edogawa Rampo, Japonya’daki 1923 Kantō Depremi sonrası ortaya çıkan “ero-guro-nansensu” yani erotik grotesk saçmalık akımının öncülerindendir. Edgar Allan Poe’ya çok hayranlık duyduğu için kendisine isim olarak onun Japonca okunuşuna benzeyen Edogawa Rampo’yu seçmiş. Kendisi aynı zamanda Arthur Conan Doyle’un da hayranıymış ve Sherlock Holmes gibi bir dedektif olan Kogoro Akeçi diye bir karakteri varmış. Aynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler kitabında Rampo’nun gizem ve gerilim türlerinde yazılmış 12 öyküsünü okuyoruz. Hikayelerin hepsi ilginçti ve hiçbirini okurken sıkılmadım. Beni şaşırtan ve sonunu tahmin edemediğim hikayelerdi. 12 hikayenin hepsi hakkında bir şeyler yazmam zor olacağından sadece en sevdiklerim hakkında ufak yorumlar yapacağım. “İnsan Koltuk”, “O-sei Sahnede”, “Kırmızı Oda” ve “Psikolojik Test” favori hikayelerimdi. “İnsan Koltuk”, yaptığı koltukların içine saklanan ve bu koltuğa oturanlara saplantılı bir şekilde aşık olan bir mobilyacı hakkında. Bana göre en rahatsız edici hikaye buydu, oldukça gerilmeme neden oldu. Aynı zamanda da beni şaşırttı. “O-sei Sahnede”, eşiyle sıkıntılar yaşayan ve sağlık problemleri çeken yaşlı bir adamın oğluyla saklambaç oynarken bir sandığın içinde kilitli kalmasını anlatıyor. Yaşlı adamın o ufacık sandıkta kilitli kalması beni çok gerdi, hiç zorlanmadan empati yaptım onunla. “Kırmızı Oda”, kanunlat tarafından cezalandırılmadan cinayet işlemenin bir yolunu bulan bir seri katili ve onun tüyler ürpertici itiraflarını anlatıyor. Adaleti sorgulayan ve ters köşe yapan oldukça iyi bir öyküydü. “Psikolojik Test” kusursuz bir cinayet ve hırsızlık planı yaptığını düşünen bir üniversite öğrencisinin nasıl yakalandığını anlatıyor. Bu hikayede Rampo’nun dedektif karakteri Akeçi’yi de görmemiz çok hoşuma gitti. Aynalar Cehennemi
Edebiyat
Aynalar Cehennemi ve Diğer ÖykülerEdogawa Rampo · İthaki Yayınları · 20221,762 okunma
Reklam