Melis Ülker

Melis Ülker
@melisulker
Endüstri Mühendisi
Yüksek Lisans
Ankara
17 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı

Melis Ülker

, bir kitap okudu
Puan vermedi·264 syf.·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2025 00:00
·
2025 9. kitabı
Frans de Waal
8.9/10 · 318 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu iki maymun türü arasındaki tezat, bana psikologların HÇ ve HA kişilikler arasında yaptığı ayrımı hatırlatıyor. HÇ, “hiyerarşi-çoğaltıcı”nın kısaltması; kanuna ve düzene, herkesi yerinde tutmak için sertlik kullanılmasının gerektiğine inanan kişilikler için kullanılıyor. Öte yandan, HA “hiyerarşi-azaltıcı”nın kısaltması ve oyun alanında eşitliği tesis etmeye çalışan kişilik anlamına geliyor. Asıl sorun, hangi eğilimin daha arzu edilir olduğu değil; çünkü ancak ikisi bir arada olduğunda, bildiğimiz şekliyle insan toplumu ortaya çıkabiliyor. Toplumlarımız bu iki tipi dengeliyor; ya ceza mahkemeleri gibi daha HÇ kurumlar ya da sivil hak hareketleri ve yoksullara yardım kuruluşları gibi daha HA kurumlar tesis ediyorlar.
Rekabet ve işbirliği, bencillik ve sosyallik, çekişme ve uyum gibi birbiriyle çelişen toplumsal eğilimler için de bu geçerlidir. Herkes belli bir ortalama etrafında dengelenmiştir. Bencillik kaçınılmaz ve gereklidir — ama bir noktaya kadar. İnsan doğasına “Janus başı” demem bundan ötürü: Kendi çıkarlarımızı düşünme ve iyi geçinme ihtiyacı gibi karşıt güçlerin ürünüyüz. Benim ikincisini daha fazla vurgulamamın sebebi, geleneksel olarak hep birincinin vurgulanmış olmasıdır. Oysa ikisi de birbiriyle yakından bağlantılıdır ve hayatta kalmaya katkıları vardır. Bir kavgadan sonra uzlaşmak gibi barışı mümkün kılan özellikler bile, çatışmanın yokluğunda asla gelişemezdi. İki kutuplu bir dünyada, her özellik zıttına işaret eder. Demokrasiyle hiyerarşi, çekirdek aileyle çocuk katli, adaletle rekabet arasındaki bağlar gibi özel paradoksları tartıştık. Hepsinde, birinden diğerine geçmek için çok sayıda basamak vardır; ama nereye baksak, toplumsal kurumların karşıt güçler arasındaki etkileşimin sonucu olduğunu görürüz. Evrim, diyalektik bir süreçtir.
İnsanları zorla bir araya gelmiş yalnız kurtlar olarak sunarak bu derin bağı görmezden gelen köken hikâyeleri, primat evriminden bihaberdir. Hayvanbilimciler arasında “mecburi toplumcu” olarak bilinen bir hayvan sınıfına aitiz; yani birbirimizle birlikte yaşamaktan başka seçeneğimiz yoktur. Her insan zihninin bir köşesinde dışlanma korkusunun yatmasının sebebi de budur: Sürgün edilmek, başımıza gelebilecek en kötü şeydir. Kutsal kitap zamanlarında da böyleydi, şimdi de böyle. Evrim, ait olma ve kabul görme ihtiyacını yerleştirmiştir içimize. İliklerimize kadar sosyalizdir.
En iyi uyum sağlayanın hayatta kalması ilkesi işte buraya kadar. Ondan da bol bol var elbette, ama akrabalarımızın hayatını karikatürize etmenin de âlemi yok. Primatlar, birbirlerinin varlığından büyük mutluluk duyar. Başkalarıyla geçinmek, son derece hayati bir beceridir; çünkü —avcıların ve düşman komşuların cirit attığı— grup dışında hayatta kalma şansı çok düşüktür. Tek başına kalan primatlar çabucak ölür. Bu da, zamanlarının hayli büyük bir bölümünü —günün yaklaşık %10’unu— neden başkalarını tımar ederek, toplumsal bağlara hizmet etmekle geçirdiklerini açıklar. Arazi araştırmaları, toplumsal bağları sağlam olan dişi şebeklerin yavrularının hayatta kalma oranının daha yüksek olduğunu göstermiştir.