Bu köhnemiş kurumların varlıklarını sürdürme konusundaki inadı, bozulmuş bir parfümün saça sürülmesi konusundaki ısrarına, yenilmek isteyen bozuk balığın kibrine, yetişkin bir insana çocuk elbisesi giydirmenin sıkıntısına ve canlıları yeniden kucaklamaya gelecek cesaretlerin şefkatine benziyor. “Nankörler!” diyor giysi. “Sizi soğuk havalardan korudum. Beni artık neden istemiyorsunuz?”, “Ben açık denizden geliyorum,” diyor balık. “Ben eskiden güldüm,” diyor parfüm. “Ben sizi sevmiştim,” diyor ceset. “Ben sizi uygarlaştırmıştım,” diyor manastır.
Tüm bunlara tek bir cevap verilebilir:
“Bir zamanlar...”