Hakikaten güçsüz olduğunuzda öfkeyi ifade etmenin bir lüks olduğunu öğreniyorsunuz. Çünkü anlıyorsunuz ki güçsüzlük, aslında "mezarlarına tükürmek" isterken yüzünüze kibar bir gülümseme yapıştırmak zorunda kalmaktır; öfkeyle çarpmak istediğiniz kapıları kibarca çalarken yanaklarınızın o sabit ve anlamsız sırıtışla ağrımasıdır.
Din ile siyaset aynı arabada gittiklerinde, sürücüler karşılarında hiçbir şeyin duramayacağını sanır. Dümdüz gider, hızlandıkça hızlanırlar. Engelleri tamamen göz ardı eder, körlemesine gidenlerin uçurumu çok geç fark edeceğini unuturlar.
Elde etmenin de vakti vardır, yitirmenin de. Elde tutmanın da vaktim vardır, bırakmanın da; sevginin de vakti vardır, nefretin de; savaşın da vakti vardır, barışın da.