önümüzde birbirlerine giren, karışan sorunların hepsiyle bir bütün olan, o karışıklıklar içinde yalın kalmasını bilen hayat var; biz onun bir parçasını alıp o parçayı çözümlemeye, o parça üzerine bir takım sözler söylemeye kalkıyoruz. Sonradan söylediklerimizin, yazdıklarımızın eksik kalmamasını, sahte olmamasını, derinlere gidebilmesini istiyoruz Düşüncelerimiz, duygularımız bütünden doğuyor, biz onları bir parçaya yüklüyoruz.. Bu yoldan gidince doğruya varılır mı? Söylediklerimiz, yazdıklarımız, hayatın bir takım konuları bölünmüş olduğu sanısını sürdürüp yalanı perkitmekten başka neye yarar?
madem ki insan, toplum kurucudur, madem ki toplum dışında kalınca kişiliğini geliştiremez, salt kendine vergi sandığı zenginlikleri dahi yitirir, öyleyse gördüğü her işte, kendisi bilsin bilmesin, toplumu gözetir; nasıl toplum kişiye işliyorsa kişi de topluma işlemek ister.