bülent parlak’ın öldüğüne inanamamıştım yalan haber falan dedim her ay izdiham’ı merakla ne yazmış diye beklerdim sesinden şiirlerini dinler sosyal medya hesaplarından takip ederdim sanki bütün yazmak istediklerimi o yazmış yapmak istediklerimi o yapıyordu o kadar bendi ki o öldükten sonra sanki sözsüz kaldı içimdekiler
kalkıp cenazesine gittiğim o günden sonra biraz küstüm biraz bıçak çektim dünyaya sonra
ben okumayı mezar taşlarından öğrenmiş o çocuk
bu kitabın her kelimesini yaşayarak okudum tekrar o kadar hayatın içinden o kadar içimizdekilerin tercümanı ki hani içimizde olupta cümleye dökemediğimiz boğazımızda kalıp yutkunamadığımız ama okuyunca tamda bu dediğimiz satırlar her şiirde ayrı bir dünya sade yalın bir dille yaşayarak anlatmış her şiiri
eski romalılarda bir insan onu hatırlayan en son insan yaşayana dek yaşar demişler
o yüzden ben yaşadıkça oda ben de var olacak
incelemeden çok biraz içimi dökmek gibi olsa da her cümlesinden razıyım kitabın kısaca
bu kitapta böyle her şeyi alıp paylaşmak isteyecek yoğunlukta cümleler kurulmasa da her bir şiir ele aldığı konuyu insana kendini yine de okutturuyor okudukça merak uyandırıyor yine de beklediğim kadar sarsılmadım yine de
İnsanın sevmeyi bilmediği, unuttuğu, hissetmediği bu çağda bir insan nasıl sevilmiş, sevilirmiş iliklerine kadar hissettiriyor insana ve insan hissedemeklerinden utanıyor her dize de.