"Diyelim ki... evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?"
Herkese merhaba!
İkinci kez başladıktan sonra nihayete erdirebildiğim için kendimle gurur duyduğum bir kitabı inceleyeceğim sizlerle.
Sürekli sorgulamalar, içsel çatışmalar, doğru - yanlış arayışı içeren bir akışta devam eden bir roman. Bir karar alınıyor ve kararın sonucunu aslında en başında görüyorsunuz. Sayfaları çevirdikçe o kararın getirdiği ağır yük yavaş yavaş sizin de omuzlarınıza biniyor gibi. Tür olarak dram ve psikoloji içerikli olduğunu söyleyebilirim zira okurken benim bile Raskolnikov'a koyduğum bir kaç teşhis vardı. Aynı anda bipolar bozukluk, çoklu kişilik bozukluğu, şizofreni gibi rahatsızlıklara sahip mi acaba diye düşünmeye başladığım ve nitekim en sonunda yalnızca yaptıklarının içsel kavgasını yaşıyormuş dediğim oldu. Çaresizliği, soğuk Rus dünyasını, paltonun(!), rublenin kıymetini her sayfada biraz daha anlayabiliyorsunuz. Son olarak en güzel benzetme benim için şu olacak sanırım; bu romanda Raskolnikov ruhsal açıdan bir tırtıl olup sonunda kelebeğe dönüşüyor gibiydi.
Benim gibi Suç ve Ceza ile geç tanışanlar bakalım ne düşünecekler, iyi okumalar!