Ne olursa olsun, eğer bir konu çok tartışmalıysa -cinsiyetle ilgili her türlü mesele böyledir- hakikati söyleyemeyiz. Sadece hangi görüşe varmışsak ona nasıl vardığımızı belirtebiliriz.
Bana "içimin derinliğinde" ne olduğu sorulduğunda, bundan herkesi "içinin derinliğinde" ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma "kişinin derin gerçekliğinin", doğarken ebediyen belirlenen ve artık değişmeyecek olan "öz"ünün var olduğu inanışı yatıyor; sanki geri kalanın bütün geri kalanın-özgür insan olarak katettiği yolun, benimsediği inanışların, tercihlerin, kendine özel duygusallığının yakınlıklarının, sonuçta yaşamının- hiçbir önemi yokmuş gibi. Bugün çok sık yapıldığı üzere, çağdaşlarımız " kimliklerini vurgulamaya" yöneltildiğinde, bununla onlara söylenmek istenen içlerindeki, çoğu zaman dinsel ya da ulusal ya da ırkçı ya da etnik nitelikteki sözümona temel aidiyete dönmeleri ve bunun gururla ötekilerin suratlarına çarpmaları gerektiğidir.