Birkaç gün önce Oğuzcuğum Atay’ın doğum günüydü. Ben de doğum gününü kutlama vesilesiyle yanıma Tutunamayanlar kitabını da alıp onun Tutunamayanlar’ı yazdığı binanın önüne gittim: instagram.com/p/CVDkeeWtNmj
Tutunamayışlarını, bu hayatla oynadığı tehlikeli mi tehlikeli oyunlarını, oyunlarla yaşamalarını, korkuyu beklemelerini düşündüm tekrar. Onun adım attığı yerlerin üstüne basarak geçtiğimi düşündüm. Onun bakkaldan ekmek alışını, zile basışını, evine çıkışını, koltuğuna yayılmasını düşündüm. Onun anlaşılamamasını taktım kafama, benim de çoğu zaman anlaşılmadığımı düşündüm. Edip Cansever de öyle diyordu bir şiirinde: “anlaşılmak -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz!” İşte Oğuz Atay’ın da olamamıştı anlaşılmak…
Sonra da Türkiyede onu okumuş ve okuyan insanların hala onu tam olarak anlamadığını düşündüm. İnsanlar bir şeylere tutundukça, tehlikeli oyunlar oynamadıkça, korkuyu beklemedikçe anlayamıyordu ve anlayamayacaktı onu. Ben de tutunamamayı, oyunları tehlikeli oynamayı, korkuyu beklemeyi, oyunlarla yaşamayı öğrendim ondan. İyi ki doğmuşsun adaşım Oğuzcuğum Atay, sana çok şey borçluyum. ♥️