"Senin hikayeni anlatmaya bir kadının hikayesini anlatma niyetiyle başlamıştım ama şimdi farkına varıyorum ki senin hikayen, kendi yaşamının ve babamla birlikte yaşamının seni mecbur bıraktığı varolmayışa karşı, bir kadın olma hakkını elde edebilmek için mücadele veren bir varlığın hikayesiymiş.”
Edouard Louis kendi hayatını yaşamaya geç başlayan annesinin hayatını anlattığı kitabında aslına bütün kadınları anlatıyor. Bizim toplumumuzda da böyle değil midir? Kadın doğar ailesi için yaşar, evlenir kocası için yaşar, doğurur çocuğu için yaşar, kendi için yaşamadan bir ömür yitip gider. Çevremize baktığımızda bir sürü böyle yitip giden ya da gitmekte olan hayat görürüz. O yüzden bu kitap, yazarımızın annesi bana çok tanıdık geldi.
Yazarımızın annesi aşçı olma hayalindeyken genç yaşta hamile kalıp evlenmek zorunda kalır. Eşi alkolik ve şiddete eğilimli bir adamdır. Çocukları için katlanan kadın bir süre sonra aldatıldığını fark eder ve boşanır. Genç yaşta çocuklarıyla hayata tutunmaya çalışan kadın kurtuluşu yine bir adamda arar. Bu sefer farklı olacak düşüncesiyle evlenir ama aslında bu adamın da önceki eşinden farkı yoktur. Ancak gerçek yüzü ilerleyen zamanda ortaya çıkacaktır. Bu eşi de alkoliktir ve kadını hep aşağılar. Bu evlilikten yazarımız Edouard dünyaya gelir. Edouard yaşıtlarına ve çevresindeki erkeklere göre oldukça farklı bir yapıdadır. Çocukluğu hep bu durumu sorgulamakla geçer. Ne babası ne de abisi gibi kadınlara ilgi duyar. Çocuklu bu durumu çözmeye çalışmak ve ailesinin anlamamasını sağlamak için çırpınışlarla geçer.
Bir evde sorunlu bir kimlik varsa karşınızda 2 seçenek vardır. Ya o kimlik size normal gelip yadırgamadan, düşünmeden önünüzdeki örnek kimlik gibi bir kimliğe bürünürsünüz. Ya da tam tersi evden kendinizi varlığınızı soyutlayıp kendi