Yusuf ile Züleyha'nı hikayesini elbette birçokları biliyordur lakin Nazan hocam öyle başka öyle masalsı anlatmış ki; ancak bu kadar naif cümleler kurulabilirdi ve bu cümlelerin sahibi de sadece Nazan Bekiroğlu olabilirdi. Keyifle okudum... Hatta okumadım da Nazan hocadan dinledim sanki... Öyleydi... Öyle hissettirdi...
Seni sevdiysem hatıram olduğundandır. Bilmediğim bir şeyi hatırlamam zor, unuttuğum bir şeyi hatırlamamsa kolaydır benim. Bu yüzden ey benim kentimin sokaklarında gezinen baharat tüccarı, ey beni unutmuş olan büyücü, senin için hazırladığım simyanın karışımı ilk günün hatırasındandır. Beni hatırla. Hatırla ki senin hatırlaman da benim hatırlamam kadar kolaydır.
Bir masal anlatayım Yusuf bak sana. Yusuf benim içimde de masallar uyuyor söz aramızda, hala. Bak Yusuf, sudan çıkan ışıklı bir düş arabası gibi doğuyor ay, işte tam şurada. Hadi sen de çölün öbür tarafında güneş doğar nasıl batar, anlat bana.
Bak Yusuf sana ipek bir gömlek aldım, hah şöyle, şu inciyi de takalım saçlarının gecesine. Yumma Yusuf gözlerini, dinle beni. Uykumu esir aldı benim güzelimi. Haydi şu ırmakta ıslatalım saçlarını, gözlerini.
Otur haydi dizimin dibine Yusuf, bak şu nar şerbeti senin için, için serinlesin. Canın mı acıdı, ver parmağını öpeyim de geçsin. Yusuf anlatsana, kuyunun karanlıklarında çok mu korktun? Kervanlar getirirken seni çölün bu tarafına çok mu yoruldun?
Yusuf, Yusuf, Yusuf, Yusuf...