İskender Pala'nın kaleminden 'Karun ve Anarşist'. Olay örgüsü, tarihi gerçekler, beraberinde alıntılar, eşsiz hayal gücü, sayfalara serpiştirilmiş görseller... Tek kelimeyle mükemmel. Okumak bize de nasip oldu çok şükür.
Kitabımız iki temel bölümden oluşuyor ancak temel olarak konuların birbiri ile aynı olduğunu söylememiz yanlış olmaz. İlki Lidya kralı Krezüs, nam-ı diğer Aslan Kral veyahut Karun (Mısır da Firavun devrinde yaşamış olan Karun değil). Diğer tarafta Pers ülkesinin kralı Keyhüsrev.
Tarih bu iki devleti seyir defterinde bir araya getirecektir. Ve aynı zamanda Lidya ülkesinde Halludas, Mehte, Kufu adlı üç arkadaş ve Edusa adındaki bir kız. Bu üç erkek arkadaş, Edusa'nın kalbini kazanmak için birbirleri ile olan yarışlarının sonucunda arkadaşlıklarını yok ederler.
Diğer tarafta 80 Darbesi dönemlerinde Sadullah, Ethem, Ufuk adlı üç üniversiteli arkadaşın; Asude adlı bir kıza olan aşklarını ve Ufuk’un arkadaşlarına ihaneti...
Ve ayrıca; Sandanis, Nakata, Atakan vs. adını zikretmediğimiz diğer karakterlerimiz.
Beklentim o dur ki sizlerde soluksuz bir şekilde okuyacaksınız.
Sözü yormadan kitabın özeti nihayetinde olduğunu düşündüğüm ve kitapta da geçen iki söz ile tahlili noktalamak isterim;
*Lidya kralı Krezüs ile Keyhüsrev'i anlatan '' on derviş bir kilime sığarmış da iki sultan bir iklime sığmazmış''
*Edusa veya Asude için ise ''Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz.''
Sağlıcakla, Kitapla kalın :)
Karun ve Anarşistİskender Pala
Yusuf ile Züleyha kitabıyla aşina olmaya başladığım Yazarımızın bu eserini de soluksuz okudum ve kısa bir değerlendirmeyi sizlere sunmak istedim.
Kitabın genel muhtevasına bakacak olursak; Adem (as) ve Havva annemizi konu bakımdan ele alır ve ileri ki bölümler de Habil ile Kabil de muhtevaya dahil olur.
Öncelikle Adem (as) ile Havva annemizin olayını sanırım bilmeyen azdır. Öyleyse niye yazılmış diye sorma gereği duyulabilir, sonuç olarak da haklı olabilirsiniz. Fakat yazarımızın kendine ait bir yazı dili, üslubu vs. akla gelebilecek ilgili tüm durumlar sayesinde bildiğimiz bir olayı, farklı cümlelerle ve dolaylı anlam tezahürleriyle okumuş olmaktayız. Bu da ayrı bir güzellik katıyor kitabımıza.
Elbette kitabın içersinde yer yer kendimce eleştirdiğim noktalar da var. Misâlen bazı bölümler de yer alan gereğinden fazla betimlemeler, konuya odaklanmada zorlanmaya neden olmaktadır. Bu tabi kendimce olan bir durum.
Kitabı elime alırken içerik olarak en çok merak ettiren şey ise kitabın ismiyle alakalıydı. Kitabın ilk sayfaların da yazarımız bu konuya değinmiş ve nedeni benim çok hoşuma gitmişti.
Lâ: Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestisi. Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de Lâ ile başlar. Adem (as)ilk etapta lâ hecesidir. İsyan tecrübesi onun ilk halidir. Adem, cümlenin daha başında Lâ diyecek, reddedecek, sonraki süreçte özgürlüğe sahip olduğu halde illallah'a varmasıyla kendi deyimimle artık kemale erişecektir
Kitabı yeni okuyacaklar için şimdiden iyi okumalar dilerim. Sağlıcakla, Kitapla kalın :)
Nazan BekiroğluLâ: Sonsuzluk Hecesi
Surnameİskender Pala
Barbaros romanıyla yakında tanımaya başladığım İskender Palanın bu kez yazmış olduğu Surname kitabıyla yeni bir maceraya atılmamak elden değildi doğrusu. Kitapta Osmanlı döneminde bir gelenek olan, Şehzadeler için tertiplenen sünnet düğününde yaşanan birtakım hadiseler anlatılır. Tabi bu basit bir sünnet merasimi değildir. Yaklaşık 15 gün sürecek bu merasim için elbette en az bir ay öncesinden hazırlıklara başlanması gerekmektedir. Her vilayetten ve her ülkeden önemli isimlerin katılmasının beklenildiği bu merasim, aynı zamanda dillere de destan olmalıdır. Ancak zaferle dönen orduy-ı sefer'den üzücü bir haber sultan konağına ulaşır. Sadrazam şehit olmuştur. Sultan için üzülmesinin yanında, yerine kimi koyacağı da bir hayli müşkildir doğrusu.
Sultanın Defterdarı ve Kazaskeri ise bu konu da o kadar da endişeli değillerdir. Çünkü her ikisi de geçmişte çok yakın dost olmalarına karşın, şimdiler de boşalan sadrazam koltuğu için kıyasıya mücadele edeceklerdir, hayatları pahasına, ki öylede olmuştur.
Gelgelelim geride iki karakterimiz daha vardır. Hasan ve Hüseyin. Tabi yıllar önce Defterdar ve Kazaskerle karşılaşmadan önce ki adlarıydı bunlar. Hasan Nasrettin, Hüseyin Nusrettin olmuştur artık. Onlar için yapılması gereken bir şey vardı; Baba ocaklarını talan eden bu Defterdar ve Kazaskere gereken dersi vermeleridir.
Elbette çoğumuzun, eserlerini soluksuz okuduğunu düşündüğüm İskender Palanın bu yeni romanını da, aynı şekilde heyecanlı ve macera dolu bir şekilde okuyacağınızı düşünerek iyi okumalar dilerim.