Kaşları çatılmıştı, sıkkındı. “Konu yine siyasi, değil mi?”
“Her şey siyasi, Laurence. İki insanı bir odaya koyduğun anda, siyaset başlar. Bu böyledir.”
Kayalığın tepesine yakın, yol kenarındaki bildiğim bir lokantanın önüne çektim.
“Ne oldu?” dedi Laurence.
“Öğle yemeği için durdum. Sen acıkmadın mı?”
“Görevde olduğunu sanmıştım. Gördün mü,” dedi bilmiş bilmiş, “o adamla birlikte yemek istemedin. Sen de ondan pek hoşlanmıyorsun.”
Oysa biz, yaşamaya devam edenler, her yıl, her ay, her gün yaşlanmaya da devam ediyoruz. Öyle zamanlar oluyor ki bazen her saat başı yaşlandığımı hissediyorum adeta. Ve işin korkunç yanı, bunun doğru olması.
"Kuşkusuz zengin olmak için biraz zeka gerekir ama zengin olduktan sonra artık hiçbir şeye gerek kalmaz. Tıpkı yapay uyduların benzine ihtiyacı olmaması gibi. Bir uydunun aynı yerde dönüp durması yeterlidir. Ama ben öyle değilim, sen de öyle değilsin. Biz yaşamak için düşünmek zorundayız. Yarın havanın nasıl olacağından küvetin tıpa ölçüsüne kadar. Öyle değil mi?"
"Öyle gibi" dedim.
"Tam da öyle."