Kur'an, Beşerî vicdanlarımızı, gerekçelendirilmiş bir iman ve erdeme dayalı bir hayat sürebilecek şekilde dönüştürmeye çalışır. Vicdan uyanıp varlığın hakikatini dikkate almaya başladığında, her şey yerli yerine oturur ve aklımız, düşüncemiz, duyu organlarımız, görme, duyma, algılamamız ve ahlakî yargılarımız birbirleriyle uyumlu hâle gelmeye başlar. Akıl ve rasyonellik bütünsel düşünce ve ahlakî anlayışın bu geniş bağlamında ortaya çıkar. Akıl, kendi başına, hakikatin bir ilkesi ve zemini olmaktan ziyade, dünyadaki varlığımızın ve gerçekliğe verdiğimiz beşerî cevabın geniş bağlamı içinde işlev görür.
"İkimiz de düşünüyoruz. Birbirimizde muhakeme yapabilen ve düşünebilen insanlar görüyoruz. Görüşlerimiz ne kadar farklı da olsa, bu aramızda bir bağ oluşturuyor. Her yere yayılmış duyarsızlıktan, yetersizlikten, aptallıktan ne kadar sıkıldığımı ve seninle konuşmanın bana nasıl keyif verdiğini bir bilsen dostum!"