Ama herkesin bildiği gibi, hayat yaşamaya değmez. Aslında, doğal olarak başka kadınlar ve başka erkekler yaşamaya devam edeceklerine, üstelik bu binlerce yıl böyle sürüp gideceğine göre, ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş; bir önemi olmadığını biliyordum. Uzun lafın kısası; bu, gün gibi ortada. Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra, neticede ölen yine ben olacaktım. Bu noktada, akıl yürütmemde beni biraz huzursuz eden, yirmi yıl daha yaşamak fikrinin kalbimi dehşetli bir hop ettirmesiydi. Ama bu hissi bastırmak için tek yapabildiğim, yirmi yıl sonra yine o gün gelip çattığında, düşüncelerimin ne olacağını hayal etmekti. Nihayetinde madem ölüyoruz, nasıl ve ne zaman olduğunun ne önemi var, orası aşikâr.
Acılar evrenseldir,
Öyle diyorlar
Acım evrene sığmadı, bilmiyorlar
Acım beni de aştı, bilmiyorlar
Ve bilmiyorlar
Artık kalbim acısına
Beni bile ortak etmiyor, bilmiyorlar
Bence ölümün en karanlık yanlarından biri, ben öldüğümde tüm dünyamın, yani anı dünyamın bugüne dek tanıdığım herkesin içinde bulunduğu o zengin ve kökleri çok sağlammış gibi görünen dünyanın benimle birlikte kaybolup gidecek olması. Puf! İşte bu kadar.