7 Aralık 2020 günü Meronika kendini yaşatma zamanının -sonunda!- geldiğine karar verdi. Bir galakside kiraladığı hayatını gözden geçirdi, kahvesini demledi ve kitaplarına uzandı.
Yaygın inanışın tersine, canlı olmak doğaya aykırıdır; gerçekte yaşam, evrenin bu en temel yasasına uyum göstermek yerine meydan okuyarak varlığını sürdürmektedir.
Bu beş hikâyede, içe dönük bir genç olan Isaac Newton'un bir meyve ağacının altında sakin sakin oturduğu andan, tam tersine dışa dönük bir kişiliğe sahip olan genç Albert Einstein in İsviçre Alplerine tırmanırken neredeyse yaşamını yitirmek üzere olduğu ana kadar bilimin, o meşhur elmadan, kötü şöhretli atom bombasına doğru yaptığı yolculuğu görüyoruz. Başka bir deyişle, aynı zamanda, bir ışık ve umut kaynağı olan bilimin bir karanlık ve dehşet kaynağı haline gelişine de tanık oluyoruz.
İçleri rahat olsun, çünkü bu beş denklem her ne kadar soyut görünse de, sonuçları kesinlikle öyle değildir -tıpkı bu denklemleri bulanlar gibi: Hastalık derecesinde sevgiye muhtaç yalnız bir adam; dağılmış bir aileden gelen ve duygusal çöküntüye uğramış bir deha; yoksulluk çeken, iyi öğrenim görmemiş dindar bir genç; çok tehlikeli bir dönemde yaşayan yumuşak sesli dul bir adam; ve liseden kovulmuş bir çokbilmiş...
Matematik dilinde denklemler şiire benzer: Eşsiz bir doğrulukla
gerçekleri dile getirir ve oldukça kısa ifadelerle ciltler dolusu
bilgiyi aktarırlar. Matematik dilini bilmeyenler için ise çoğu kez
anlaşılmaları zordur. Tıpkı şiirin içimizi derinlemesine görmemize
yardımcı olması gibi, matematiğin şiirselliği de, -cennete kadar
olmasa da, en azından görünen evrenin eşiğine kadar- çok ötesini görmemize yardımcı olur.
Matematik bir dildir ve ne denli önemli bir dil olduğunu en iyi
biçimde Kutsal Kitap tan bildik bir hikâyeyle başlayarak
açıklayabilirim. Eski Ahit'e göre, bir zamanlar dünyadaki bütün
insanların tek bir dil konuştuğu bir dönem vardı. Bu, insanları
birleştirmiş ve işbirliğini öylesine kolaylaştırmıştı ki, imkânsız
gibi görünen bir şeyi gerçekleştirmek için ortak bir işe
kalkışmışlardı: Babil kentinde o denli yüksek bir kule yapacaklardı
ki, cennete bu kule yardımıyla erişmeleri mümkün olacaktı.
Bu affedilemez büyüklük taslama girişimi karşısında Tanrı tasasız
günahkârların üzerine gazabını göndermekte gecikmedi. Hayatlarını bağışladı ama dillerini bağışlamadı: Kutsal Kitap ta belirtildiği
gibi, kâfirlerin bu girişimini önlemek için Tanrı'nın
yapması gereken tek şey "birbirlerini anlamamalarını sağlamak
amacıyla dillerini farklılaştırmaktı."
Aradan binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ anlaşılmaz sözler söyleyip duruyoruz. Dilbilimcilere göre, günümüz dünyasında yaklaşık 1500 farklı dil konuşuluyor. Dünyadaki uyum ve beraberliğin bu denli kısıtlı oluşunun tek sorumlusunun farklı diller olduğu söylenemese de, daha fazla işbirliğinin yaşanmasını engellediği söylenebilir.