· Kitabı okudu 9/10 puan verdi · 4 günde okudu BU KİTABI OKUMAYAN KALMASIN!!! "Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" Franz Kafka'nın dediği gibi bu kitap beni sarstı, beni fazlasıyla rahatsız etti. Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu. Beton yolun iki yanı, birbirine dolaşmış kuru otlardan bir şilteyle kaplı gibiydi. Her birinin uçlarında ya köpeklere takılmayı bekleyen yulaf kılçıkları, ya at toynaklarına sırnaşmaya heveslenen yüksük otları, ya da koyun yünlerinin belası pisi otları hazırdı. Uyuyan hayat, dağılmanın, yayılmanın fırsatını kolluyordu. Her tohumda dağılma yetenekleri yaratılıştan vardı. Kıvrık oklar, rüzgar için minik paraşütler, ufak mızraklar, dikenler ... hepsi de kendilerini taşıyacak bir hayvan, bir pantolon paçası, bir kadın eteği bekliyordu. Hepsi pasifti ama harekete geçecek donanımları da hazırdı. Hareketsizdiler ... ama birikmiş hareket yüklüydüler.(s. 19) Kitabın başındaki yaşadığı yerin tasviri ve bu alıntıdaki gibi, geçişlerdeki dinlendirici küçük bölümler bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Aynı tarz, olayların yaşandığı dönem aynı ve çekilen zulümü de göz önüne alırsak iki eserin birbiriyle birçok bağlantısı var gibi. Aynı tarz ve yaşananların izlerini takip ederek ulaştığımız şey bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İnsanın insana yaptığını bu dünyada başka hiçbir canlı diğerine yapmaz.