Şelaleden uzaklaşırcasına sıraladı adımlarını, neredeyse koşacaktı, çünkü bilmiyordu, o şelalenin hayatın kaynağı olduğunu, herkesin kendi şelalesiyle tanışmasının bir zamanı olduğunu, en güçlü önyargılarımız olan şeyin bizi o şelaleye iten en güçlü kuvvete dönüştüğünü bilmiyordu, hayatın bizi o şelaleye götürmek için tasarlandığını bilmiyordu, kendi şelalesinden atlamamış birisinin aslında hiç yaşamamış olacağını bilmiyordu. Öğrenmesinin zamanı gelmişti.
İnsan zihninin şelalesinden kaçabilir miydi?.
Satranç, insanlarin bulduğu tüm oyunlarla kıyaslandığında tesadüflere dayanan zaferlerden uzak, kısacası ruhsal becerinin kazandığı zaferlerin olduğu bir oyundu.