Merhaba,
Sizlerle bu sefer Arnavutköy Şehir Parkı'ndan beraberim.
Sizler için Jean - Christophe Grangé'nin ilk romanını, Leyleklerin Uçuşu'nu değerlendirdim.
Edebiyat tarihine damga vuran kalitede bir eserdi. Eserde Avrupa'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan Güneydoğu Asya'ya dünyanın en zalim köşelerine gidiyor ve her bir yol ayrımında hunharca işlenen cinayetlerle karşılaşıyoruz.
Sonu ise zaten dil yutturacak cinstendi...
Okuyun, okutun...
youtu.be/0tMb59zwo30?si=...
"Elime bulaşan kanı Neptün'ün tüm okyanusları temizleyebilir mi?
Hayır, tersine, yeşil denizin sayısız dalgalarını kızıl bir okyanusa dönüştüren, bu el olacak..."
Shakespeare, Macbeth
KurbanS. J. Bolton
En az 3 sebepten ötürü berbat bir kitap:
1. Kitabın ana konusu, yani kitapta gerçekleşen asıl olay doğru düzgün açıklanmıyor bile. Eser 480 sayfa, kitaptaki gizem, yani arka plandaki olaylar 2 sayfa kadar dahi açıklanmıyor. Esasında çok ama çok güzel olabilecek, özgün, ilginç ve hatta düzgün işlense idi kan dondurucu olabilecek bir konusu var eserin; ama bu güzel konu, olabilecek en berbat ötesi hikaye anlatımıyla mahvedilmiş.
2. Hikayede yazarın sizi ters köşeye yatırmaya çalıştığı hiçbir yer yok. Zaten bir grup kişiden şüpheleniyorsunuz, onlardan da biri(leri) kötü adam çıkıyor. Hiçbir yerde ağzınızın açık kalmasını geçin, gözlerinizden şaşkınlık emaresi dahi geçmiyor. Böyle cinayet romanı yazılmaz.
3. 480 sayfa boyunca korktuğunuz, gerildiğiniz tek bir paragraf dahi yok yok yok. Yani 200 sayfada biten bir Agatha Christie romanı, bana bu deneyimi yaşatsa, geçer not verirdim. Ama 480 sayfalık kitabı elime alıyorsam, bazı yerlerde GERİLMEK hatta KORKMAK isterim, ki bunu hiçbir yerde sunmuyor. Böyle gerilim romanı yazılmaz.