İnsanın karanlığı çağıran bir yanı vardır. Bu yan, başkasının felaketinden şükür çıkaran zalimliğin hemen komşusudur. Bir insan, iki insan, üç beş kişilik bir arkadaş grubu olduğunda bu karanlık ancak korkulu bir bekleyişin hayata bağlayan heyecanı olarak kalır. Ama bir şehir dolusu insan o karanlığı çağırıyorsa durmaz, gelir.
Sonra bir gün ortadan kayboldu Şengül. Ben öldü dedim. Gelmediği, görünmediğine göre ölmüş olması icap ederdi. Ölüme o kadar içerlemiyordum o yaşımdayken. Ölenlerin bir gün dönecekleri bir yere gittiklerini ama geride bıraktıklarına kırgınlıkları geçmediği için bir türlü dönmeye yanaşmadıklarını sanırdım. Babama öldü diye üzülmüyor, kızıyordum.