Bu romanı benim için ilginç kılan şey, olaylardan çok karakterlerin dünyaya bakış biçimleriydi. Göbeklitepe’nin Kayıp Mührü, temelde akıl ile sezgi arasındaki çatışmayı anlatan bir Göbeklitepe Romanı şeklinde de okunabilir. Bu çatışmanın en net hali ise Mahir Kara ve Esma karakterlerinde somutlaşıyor.
Mahir Kara, her şeyi kanıtlamak zorunda hisseden, mesafeli, katı bir bilim insanı. Onun dünyasında sezgiler, söylenceler ve “hissedilenler” pek yer bulamıyor. Okurken zaman zaman bu tavrı soğuk hatta yorucu buldum ama aynı zamanda çok gerçekçi geldi. Çünkü Mahir, bilimin güvenli alanına sığınarak bilinmeyenden korunmaya çalışan biri gibi duruyor. Bilmediği şeyler onu rahatsız ediyor.
Esma ise bunun tam karşısında duruyor. Onun yaklaşımı daha yumuşak, daha kalpten. Olayları yalnızca çözmek değil, anlamak istiyor. Sezgileriyle hareket ediyor, bazen kanıta değil hisse güveniyor. İlginç olan şu ki, roman boyunca Esma’nın bu tavrı hiçbir zaman “zayıflık” olarak sunulmuyor. Aksine, bazı kapıların ancak bu yolla aralanabildiğini görüyoruz.
İki karakter arasındaki ilişki, basit bir kadın–erkek ya da yardımcı karakter dengesi değil. Birbirlerini sürekli zorlayan, rahatsız eden ama aynı zamanda tamamlayan bir yapı var. Mahir’in sert mantığı Esma sayesinde çatlıyor; Esma’nın sezgileri ise Mahir’in sorgulamalarıyla ayakta kalıyor. Bu gerilim romanın ruhunu taşıyan en önemli unsur bence.
Bunun yanında romandaki esrarengiz diğer karakterler de dikkat çekici. Özellikle “her şeyi bilen” ya da “bilgiyi kontrol eden” figürler, hikâyeye rahatsız edici bir atmosfer katıyor. Kim oldukları kadar neyi sakladıkları da önemli. Bu karakterler sayesinde roman, sadece bir arayış hikâyesi olmaktan çıkıp, bilginin kime ait olduğu ve kimin erişebileceği sorusunu da sorduruyor. Göbeklitepe'nin Kayıp Mührü
“Sürekli olarak bunu duymaktan yoruldum! Sır, sır, sır! Neymiş bu benim hayatıma mal olacak kadar önemli olan sır ve bunun benimle ne ilgisi var? Bildiklerini benimle de paylaşır mısın lütfen?”
Taşın üzerine parmaklarıyla hafifçe vurdu. “Bu taş sıradan bir taş değil,” dedi yavaşça. “Kadim zamanlardan kalma bir hatıra… İçinde saklı olan bilgiler, insan aklının taşıyabileceğin-den çok daha öte, çok eski bir bilgelik barındırıyor. Yanlış el-lerde… felaket getirebilir.”