Bu romanı benim için ilginç kılan şey, olaylardan çok karakterlerin dünyaya bakış biçimleriydi. Göbeklitepe’nin Kayıp Mührü, temelde akıl ile sezgi arasındaki çatışmayı anlatan bir Göbeklitepe Romanı
Mahir, eski aşkı Mısır hiyeroglif uzmanı Esma Çınar ile yeniden bir araya geldiğinde, peşinde oldukları sırrın sadece akademik bir keşif değil, aynı zamanda kendi soylarıyla bağlantılı tehlikeli bir miras olduğunu fark eder. Karşılarında ise, kadim bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan, gölgelerde saklanan güçlü bir örgüt olan Gözcüler durmaktadır.
Esma bir masa kenarındaki belgeleri işaret ederek konuşmaya devam etti
Bu inanılmaz bir keşif olur Mahir Göbeklitepe şimdiye kadar bilinen en eski tapınak kompleksi buradaki t biçimli dikilitaşlar 12.000 yıl öncesine tarihleniyor belki de kökenleri ve henüz gün yüzüne çıkmamış tarafı daha da eskilere gidebilir her bir taşın üzerinde hayvan figürleri soyut semboller ve henüz çözemediğiniz kozmik motifler var. Ayrıca taşların dizilimi sadece bir tapınma alanı değil aynı zamanda gökyüzü ile uyumlu bir takvim ya da bir bilgi merkezi olabileceğini gösteriyor
Esma odadaki tuhaf enerjiyi havanın titreşimini fark ediyordu Mahir'in yanında olmak her zaman tuhaftı onunla ne zaman göz göze gelse içinde bir şeylerin kaydığı titrediği hissi uyanıyordu fakat şimdi her şey daha bir başkaydı...
Esma parmakları titreyerek kitabın ağır kapağını yavaşça araladı sayfanın arasından eski bir zamanın tozu havaya karıştı sanki binlerce yıl öncesinden bir fısıltı kulağına çalınıyor gibiydi sayfalar tararmış ama üzerindeki yazılar ve çizimler hala belirginliğini koruyordu kitap neredeyse kendi içinde canlıydı nefes alıyormuş gibi bir his uyandırıyordu