“Sürekli olarak bunu duymaktan yoruldum! Sır, sır, sır! Neymiş bu benim hayatıma mal olacak kadar önemli olan sır ve bunun benimle ne ilgisi var? Bildiklerini benimle de payla-şır mısın lütfen?”
Taşın üzerine parmaklarıyla hafifçe vurdu. “Bu taş sıradan bir taş değil,” dedi yavaşça. “Kadim zamanlardan kalma bir hatıra… İçinde saklı olan bilgiler, insan aklının taşıyabileceğin-den çok daha öte, çok eski bir bilgelik barındırıyor. Yanlış el-lerde… felaket getirebilir.”
Artık şundan emindi:
Bu kazı, sıradan bir kazı değildi.
Ve onu sürekli olarak izleyen birileri vardı.
Bu, Ruşen Efendi’nin bahsettiği sırrın bir parçası mıydı?
Mahir bir süre sessiz kaldı. İçini saran huzursuzluk, yavaş yavaş büyüyordu. Buraya sadece tarihî bir kazıya katılmak için gelmişti. Bir kitabın peşinde hayatını tehlikeye atacak ne olabilirdi ki?