|
İmam-ı Rabbanî'den (r.a.) bahsettiniz, tam buradan mülhem Mektubât-ı Rabbani'de geçen ifade -inşallah doğru aktarabilirim: "Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafı, binler ezvak ve kerâmattan müreccahtır." Yani bugün bir delikanlının namaza başlamaya karar vermesi, binlerce evliyanın su üstünde yürüyüp havada uçmasından Allah katında daha kıymetlidir. Çünkü biri imana taalluk ediyor... Ötekiyse zevktir, ikram-ı ilahiye nevindendir.
Afiyet olsun, afiyet olsun. Ama bir kişinin bu lezzeti tatmasının, istikamet almasının kıymeti tabii başkadır. Burada belki bir şeye daha işaret etmekte fayda var: Günümüzde hayli rayından çıkmış eğitim adı altında "mış” gibi yaptığımız çok faaliyet var, koca koca binalar yapıyoruz falan, sahasında cahil insanlar yetiştirmeye de çok gayretkeş bir hâldeyiz. Muallim-talebe ilişkisi... Gençlerin sevdiği veya anlayacağı tabirle öğretmen-öğrenci ilişkisi diyelim... Öyle bir ilişki biçimi, öyle bir duygusal yaklaşım biçimi ki bu... Bakın yaşımız itibarıyla artık birçok tecrübeye sahibiz, kimse kimsenin kendinden ileride olmasını istemez, normal olarak yani, niye olsun der. Diyelim ticarette, diyelim siyasette, diyelim bilgide, diyelim ilimde bir başarı söz konusu. "Ben kazansaydım, benim olsaydı," der insanın fıtratı bu. O sayede medeniyet devam ediyor zaten. Ahmaklar olmasa dünya mamur olmazdı. Ama bunun bir istisnası var: Muallim, talebesinin kendisini geçmesinden haz duyar, samimi olarak zevk duyar. Öğrencisi ilerledikçe onun daha da hoşuna gider.
| Müslüman olarak nasıl var olacağız bu sistemde hocam?
Bir hadis-i şerifte bildirildiği üzere, sudaki tuz, sirke içindeki kurt gibi. Yani durum bu. Sen sanki biraz ajite ediyor gibi göründün soruyu sorarken ama hiç de öyle değil, hatta az bile söyledin. Çok ciddi bir durumdan bahsediyoruz, büyük bir tehditten, büyük bir taarruzdan. Hayatta kalmak, yani manen hayatta kalmak hakikaten büyük mesele. Zar elbette, fakat aslında sualin cevabı da içerisinde; kendine ulaşacaksın kendinle. Yani burada samimi ve kesintisiz bir dikkatte ısrarcı olup samimiyetini, aşkını, sevgini muhafaza edecek, tutacaksın. Kolay mı? Hayır. En kıymetli, en zor hadiseden bahsediyoruz. Elbette zor. Ahir zaman dediğimiz şey işte tam da bu demek zaten. Bunu gerçekleştirebilenler binde birlik, on binde birlik bir kısım belki de. Konuştuğumuz şey aslında korkunç. İmanın düşmanı çok. Bundan yüzlerce yıl önce üstatlar, imanıma saldıracaklar diye söğüt yaprağı gibi titriyorum,* diyorlardı. O zaman taarruzat -senin deyiminle, hoşuma gitti- bu kadar yoğun, bu kadar tehditkâr da değildi. Elbette saldırı vardı ama şimdiki gibi değildi. En azından illüzyon günümüzdeki gibi değildi, şimdiki illüzyon dehşet verici zira.
"Benim sonum ne olacak diye düşünüp söğüt yaprağı gibi titremeyen kimse nin sonu, tehlikelidir" Ca'fer es-Sadık (rahmetullahi aleyh)
Bir büyüğün sözüydü bu, okumuştum, diyordu ki: "Cehennem azabını intaç edecek bir günahı gizlice işleyen bir adam, başkasının ıttılâından çok hicap duyduğu zaman, kalbinde küçük bir emare ile melekût âlemini inkâr etmek arzu eder." Çünkü biliyor ki melekût âlemi onu izliyor. Bu yüzden her günahta küfre gidecek bir yol vardır, diyor. Vicdan sahibidir ve keşke onlar olmasaydı, keşke onlar bu yaptığıma şahitlik etmeseydi der, kendine ufak bir helak kapısı aralar, sineğin ısırmasından kaçar ama yılanın sokmasına razı olur, helak olur gider. Dolayısıyla kendisini bu illüzyona inandırmak isteyen insanlar, aslında sadece zararda olan değil, bir anlamda da belki fevç fevç küfre yürüyen insanlar. Perdeyi hakikat telakki eden insanlar, doğru mudur?
Evet, tabii. Bakın burada İmâm-ı Rabbånî'den bir tespiti de sanki dercetmenin yeri gelmiştir: "Günaha azap yapılmasının sebebi küfür kokusu bulunması, küfür bulaşıklığı bulunmasıdır." Neden? Hatâen yaptığına bir şey yok zaten; yani kazâen ayağın kaydı, sürçtü, bunda bir şey yok. Niye azap var? Bilerek, isteyerek yapıyorsan var.
| Azm ü cezmü kastedersen yani...
Azm ü cezm ü kastedersen var. Bu da nedir? Doğrudan küfür değildir elbette ama o kadar yakındır ki, kokusu vardır. Vardır çünkü insan inatla, bu kadar ısrarla günah işleyemez; bir yerde durur, bir yerde durur ve durmalıdır. Tıpkı dediğiniz gibi bu iç huzursuzluk onu "keşke olmasaydı" noktasına getirip inkâra sevk eder. Her günahtan küfre bir yol var, tam da bu demek.
Etrafta çok fazla uğultu var. Sokak, Tanpınar'ın benzetmesiyle bir "uğultu değirmeni"dir artık ve Ahmet Haşim'in "yorgun başın munis bir ilticagâhı" olarak nitelediği sinemanın yerini ekran almıştır.