İstanbul okumalarıma devam ediyorum. Galata, Pera, Beyoğlu kitabından sonra tercihim Osman Cemal Kaygılı'dan "Köşe Bucak İstanbul", oldu. Kitap Osman Cemal' in 1931 yılındaki gazete yazılarından oluşuyor. Her yazısında İstanbul'un ayrı bir semtini, mahallesini, köyünü gezdiriyor Osman Cemal. Ama okuru Süleymaniye'nin avlusuna değil, o avlunun arkasındaki kahvehaneye götürüyor. Beyoğlu'nda pasajın girişindeki ışıltıya değil, arka kapısındaki çöp toplayan kişiye odaklanıyor.
Osman Cemal çok iyi bir gözlemci, kitabındaki tiplemelerin hepsi şahsına münhasır. Ayrıca çok iyi ağız yapıp karakterlerinin konuşmalarını yazıya geçirmiş.
Osman Cemal bir yaz insanı, sayfiye yerlerini çok seviyor. Çoğu yeri kışın kasvetli bulup yazının ne kadar güzel olduğundan bahsediyor. Manzaraya, doğaya, gezinti yerlerine hayran. Ayrıca kendisi iyi suyu çok seviyor, ama sadece Osman Cemal değil; muhtemel ki o dönemde iyi suya hayranlık durumu varmış. Bir sayfiye yerinin ya da bir semtin güzel olması için iyi bir suyunun da olması lazım geliyormuş. Kitapta bununla ilgili o kadar çok nüans var ki... Okuma notlarıma bunların çoğunu geçirdim. Keçe suyu, Valide suyu, Taşdelen suyu, Hamidiye suyu, Kanlıkavak suyu... Bunlardan en iyileri Kağıthane sırtlarından çıkarılan keçe suyu ve Belgrad Ormanlarından toplanılan valide suyuymuş. Eğer bir kahvehane keçe suyu veriyorsa kalite olarak bir tık daha yukarıda görülüyormuş.
"Florya bence, bir de iyi su olsa, İstanbul'un en güzel yeridir." (syf 187).
1930ların İstanbul'unda deniz İstanbul'un sadece kıyısında duran bir süs değil, hayatın tam kalbinde bir eğlence alanıymış. Denize girmek toplu bir eğlence kültürüymüş. 1920lere kadar deniz hamamları varmış. Kadınlar ve erkeklerin ayrı şekilde denize girmesini sağlayan ahşap yapılar olan deniz hamamları