Stepford Kadınları - Ira Levin
Stepford Kadınları, çok akıcı bulduğum ve severek okuduğum kısa bir distopya.
Stepford sakin ve huzurlu bir kasaba, fakat bir tuhaflık var. Stepfordlu kadınlar, tek bir kalıptan çıkmışçasına bakımlı, titiz ve iyi ev hanımı profili çizerler. Stepford'a yeni taşınan Joanna ve Walter, buraya alışmaya çalışırken Walter kasabanın Erkekler Kulübü'ne kaydolur; Joanna ise bu kasabada olan biteni anlamlandırmaya çalışır. Bu yolda da kendisi gibi kasabada yeni olan ve Stepfordlu kadınlar gibi temizlik/düzen bağımlısı olmayan iki arkadaş edinir.
Kitap benim hoşuma gitti. Biçem olarak da çok akıcı ve başarılı buldum. Hiçbir şey boşa anlatılmamış ve laf kalabalığı yapılmamıştı. Zamanın akışı, son sözde de bahsedildiği üzere, çok güzel işlenmişti.
Ben okumanızı önerir, iyi okumalar dilerim.
Bundan sonrasına bir SPOILER uyarısı koyuyorum.
Yorumlara baktığımda genel kanı, Stepford'a taşınan erkeklerin fikirlerinin değiştiği şeklindeydi. Ama ben okurken hiç böyle düşünmedim. Başından beri aslında erkeklerin bir şekilde Stepford'daki durumdan haberdar oldukları için burayı tercih ettiklerini düşündüm. Yani yeni taşınan erkeklerin beyinlerinin yıkandığı düşüncesinde değilim. Okuyanlardan bu konuda yorum bekliyorum.
Tekrardan iyi okumalar dilerim
Detaylar, ateşli bir hastalık geçiren anlatıcımızın hayatından gelip geçen birkaç insanı hatırlayıp bize de anlattığı kısa bir roman. Fakat kitap benim beklediğim gibi değildi. Ben anlatıcının hayatında daha çok iz bırakmış, detaylı bir anlatım bekledim; fakat yazar herhangi insanları herhangi bir kronolojik sıralamada anlatmış gibi hissettim. Mesela önce sevgilisi Johanna'yı, peşinden arkadaşı Niki'yi, sonra diğer sevgilisi Alejandro'yu, en son ise annesi Birgitte'yi anlatıyor. Aslında bu insanlar anlatıcının hayatında iz bırakmamış tabi ki diyemem, ama tam aradığımı bulamadım. Kronolojik sıralamanın karışık olması da elbette tercih edilen bir durum; çünkü yazar önemli olan şey detaylar diyor.
En sevdiğim kısım anlatıcının annesini anlattığı Birgitte bölümü oldu. Birgitte anksiyetesi olan, kaygı düzeyi yüksek bir karakter. Her şeyi kontrol etmek istiyor. Kaygı düzeyi o kadar yüksek ki insanları kırmaktan çok çekiniyor, dolayısıyla kimsenin fikrine karşı çıkmıyor. Yani kendisi olamıyor. Hayatı hep tetikte yaşayıp söylenilen her şeyi onaylıyor. Karakterin işleniş şeklini ve anlatımını bu kısımda beğendim.
Yazar karakterlerin isimlerini öyle bir seçmiş ki kim kadın kim erkek anlamak biraz güç oldu. Anlatıcımız bir kadın, fakat kitap cinsiyet rolleri yadsınarak yazılmış. Neredeyse çoğu karakter biseksüel. Bu durumdan pek hoşlanmadım.
Acaba Kuzey ülkelerinin edebiyatı bana çok geçmiyor mu diye düşündüğüm bir okuma oldu. Bir şeyler anlatılmış, kötü de diyemem, hatta hızlı da okudum, altını çizdiğim yerler de oldu. Fakat böyle bir konu daha farklı işlenebilirdi diye düşünüyorum. Yazarın anlatmak istediği şeyi sezdim ama hissedemedim
Dünya onun için hayatı boyunca tehlikeli bir yer olarak kaldı, herkes için tehlikeli, dayanılmaz bir yerdi, asla insanlar için yaratılmamıştı. Gelecekle ilgili belirsiz, çok şey vardı; düşüp kırılabilecek, yangın çıkarabilecek tüm olasılıklar, gerçekleşmeyi bekleyen kazalar, çarpışmalar, seller, ateşli hastalıklar ve felaketler.
(...)
Dünyanın her zaman işler kontrolden çıkmasın diye kontrol edilmesi gereken bir yönü vardı ve sanırım kaygıdan mustarip tüm insanların felaketi de aslında şu: İnsan varlığının doğası gereği kontrol edilemez oluşu.
Sayfa 93 - İthaki Yayınları, 3. Baskı, Temmuz 2025·Kitabı okudu