merve

merve
@mervebaba
seni sevince pazara çıktım sevinçten enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan oturup ağladım sonra, şaşırdın. bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. canımın acısıydın. ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım. sevişmiştik. evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri sevişmiştik. biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü boşaltmış gibi seni sevince kıpırdayan her şiiri kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.
Sayfa 43
Reklam
martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf ben belki denizden bile eski biriyim. başka isimler bulmak isterdim martılara kirloş mesela kirloş desem artık onlara. kasapların perdeleri boncuktan et. kan. ve o boncuklu şıkırtılar ne tezatlı bir şey, ne tuhaf ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak.
Sayfa 41
kalbimi de büyüttüm sonunda artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın. kalbim sanırım büyüyünce sokaklarda ağlayan biri olacak rezillik yani maviş anne! kalbim komik kaçacak kaçmaması için sen en iyisi kalbime de benim serüvenimden bir yer ayırt aman, mutsuz bir yer olmasın!
Sayfa 22
Yazar Fatma Mernissi, Paris müzelerinde, Henri Matisse tarafından yapılmış Türk odalıkların tablolarını gördü. Onlar harem kadınlarıydı: cinsel zevk verici, duygusuz, itaatkar. Fatma tabloların tarihlerine baktı, karşılaştırdı, kanıtladı: Matisse’in onları böyle resmettiği dönemde, yani yirmili ve otuzlu yıllarda, Türk kadınları vatandaşlık haklarına sahiptiler: Üniversiteye ve parlamentoya giriyor, boşanabiliyor ve peçeyi söküp atıyorlardı. Kadınlar hapishanesi olan harem Türkiye’de yasaklanmıştı, ama Avrupalının hayal gücünde varlığını sürdürüyordu.
Sayfa 190
Reklam