Türkiye’de İstanbul ne ise,
İstanbul’da gece ne ise,
Gecede yürümek ne ise,
Yürürken düşünmek ne ise,
Seni unutmamacasına düşünmek ne ise,
Unutmamanın anlamı ne ise,
Seni sevmek ne ise,
Saklayayım, yok söyleyeyim derken
Birden aşka düşmek ne ise.
Her neyse..
Sonra sol elini sağ avcuma aldım. Ve avcumun içine bir sevinç konmuş sandım. Çünkü ne toy eller bilirim ben. Yirmi, otuz, kırk yaşında... Gene de toy. Bu onlardan değildi. Evet, yaşamak hiç de yabancısı değildi ellerinin.
Ayağımı bastıkça göçü göçüveren, yeşil otlarla kaplı ıslak topraklar olmalıydı yürümek için... Geniş, bölüntüsüz bir gökyüzü, tarla kuşlarının cıvıltıları... Bunların hiçbiri yoktu tabii. Allah’tan ki yollar vardı. Bitmez tükenmez, iç içe, birbirini kesen, kesmeyen yollar.