Momo, bir çocuk kitabı gibi görünse de aslında yetişkinlere yazılmış en dürüst aynalardan biri.
Michael Ende bu kitapta bize şunu fısıldıyor:
“Zaman yok değil, zaman var ama bize ait değil.”
Momo’nun özel bir yeteneği yok.
Akıllı değil, zeki planlar yapmıyor, kimseyi ikna etmeye çalışmıyor.
O sadece dinliyor.
Gerçekten dinliyor.
Ve belki de bu yüzden, gri adamların en çok korktuğu kişi o.
Gri adamlar bize çok tanıdık:
“Daha hızlı olmalısın.”
“Bunu da verimli yap.”
“Zaman kaybediyorsun.”
“Duygular sonra.”
Bugün yetişkin olduğumuzda, çoğumuz fark etmeden gri adamlara çalışıyoruz.
Çocuğumuzla oynarken bile aklımız başka yerde.
Sevdiğimizle konuşurken bile saatimize bakıyoruz.
Dinliyor gibi yapıyoruz ama orada değiliz.
Momo bize şunu hatırlatıyor:
Gerçek zaman, takvimde değil; kalpte yaşanır.
En çarpıcı şeylerden biri de şu:
İnsanlar zaman biriktirdiklerini sanarken, aslında hayattan eksiliyorlar.
Daha çok vakit kazanmak için daha az yaşıyorlar.
Bu kitap bana şunu düşündürdü: