Bir gün bir akrep bir dereden karşıya geçmek için orada gördüğü kurbağadan yardım ister. Kurbağa sorar: “Ya beni sokarsan?” Akrep der ki: “Ama o zaman ikimiz birden suya batar boğuluruz. Hiç yapar mıyım? Suyun ortasına geldiklerinde akrep kurbağayı sokup bütün zehrini ona boşaltır. “Hani beni sokmayacaktın. Yaptığını gördün mü, şimdi ikimiz de öleceğiz.” Akrep, “Ne yapalım, huyum böyle” der.
Çünkü maskelerin ardında saklıyız her birimiz. Hepimizin içinden bir başkası çıkıyor ve her yeni yüzümüzle, tıpkı Matruşkalar gibi, biraz daha küçülüyoruz.
İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırılmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
“Kızlarım, ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır: Tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir gizli şefkat var gibidir. Şikayet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara karşı daha az zalim olurlar.”