Kitap bitti ama etkisi hâlâ zihnimde dolaşıyor. Bazı hikâyeler sadece okunmaz, insanda yer eder. Bazen bir kitap, okuru etkileyen bir hikâye değil; insanın kendi içini yankılayan bir sessizlik bırakır. Monte Cristo Kontu tam olarak öyle bir roman. Yüzyıllar geçse de hâlâ aynı soruyu sorduruyor: “Haklı olmak, mutlu olmaya yeter mi?”
Bu kadar incelikle hazırlanmış bir esere denk gelmek gerçekten çok müthiş bir histi. Sadece bir ‘resimli roman’ değil, bir sanat eseri. Öyle ki sayfaları hızlıca geçmeye kıyamadım; defalarca durup tek bir kareye uzun uzun baktım. Uzun zamandır herhangi bir şeye bu kadar hayran kaldığımı hatırlamıyorum. Çok büyük emek verilmiş ve İlban Ertem gerçekten müthiş bir yetenek. İhsan Oktay Anar’ın kelimelerle kurduğu labirenti, Ertem görsellerle yeniden örmüş. Önce romanı okumanızı sonra da bu resimli romanı edinmenizi şiddetle tavsiye ederim.
Sevgili Arsız Ölüm, nasıl hissettirdiği konusunda kararsız kaldığım bir kitap oldu. Bir yandan dili akıcıydı, bazı bölümlerini merakla okudum. Ama yer yer kopukluk hissettim. Dirmit karakteri etkileyiciydi, özellikle yazma tutkusu ve iç sesi aklımda kaldı. Beğendim mi tam emin değilim ama okuduğuma pişman değilim.
Ermiş’in yayınlanmasından birkaç ay önce Cibran kitabı Mary’e özetledi: ”Ermiş tek bir şey söylüyor: Sen sandığından çok ama çok büyüksün ve her şey yerli yerinde.” ErmişHalil Cibran
Gregor Samsa’nın başkalaşması, bir böceğe dönüşmesi, salt bir çarkın kaskatı dişlisi, eleştirmeyen ama yalnızca boyun eğen bir toplum teki olmaktan çıkma anlamı taşır. Böylece böcekleşenin yazgısı, elbet toplum tarafından dışlanmaktır.