Hesabın da, dikişin de tutmadığı bir hayat bu, diye düşünürdüm. Bilmediğim o kadar çok şey
vardı ki o zamanlar. Hepsine bokluk deyip geçiyordum. Çözemediğim, beş duyumla
algılayamadığım bir şey. Bir bokluk var bu hayatta! Ve söylerken o kadar farkındaydım ki, o
bokluğu hiçbir zaman çözemeyeceğimin. O kadar uzaktım ki ne olduğunu anlamaktan.
Tanımlayamadığım ama hayatımı çökerten her şeydi bokluk. Bir bokluk var! Ama ne?..
“Düşün! Bize, matematik dünyasının kurgusal ve sonsuz olduğu öğretildi. Bunu kabul ederim.
1’den sonra 2 gelir dendi. Bunu da kabul ederim. Ama sonra, 1 ile 2 arasındaki sonsuzluğu
düşündüm. Peki o nereye gitti? İrrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı
nasıl gelebilir? Eğer 1’den sonra virgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz sayı konabiliyorsa 2
nasıl gelir? İşte! Soru bu! Yanıtsız bir soru. Ve işte matematiğin hatası! Dolayısıyla matematik
yok. Onun üzerine kurulmuş dünya düzeni de yok... Ama ben anlayabilirim. Anlayabilirim bu
sorunu. Ve o zaman ortaya yaklaşık sayılar çıkar. Yani hiçbir sayı tam değildir. Hepsi tama
yaklaşır. Ama varamaz. Demektir ki, 1,999...9’u bize 2 diye yutturmaya çalışan bir dünyanın
çocuklarıyız. Ve dünya da aslında tam gibi görünürken, aslında bir irrasyonellik harikası. İşte
bunun için hayat yoktur. Olsa dahi o da irrasyoneldir! Yani anlamsızdır. Ne bir başlama nedeni,
ne de bir oluş nedeni vardır. Evrende uçuşan kocaman bir irrasyonellik. Tabiî ki dünyanın bir
anlamı olması gerekmiyor. Belki de onu anlamlandıran üzerinde yaşayan akıl sahibi
yaratıklardır. Ama onların da bizi getirdiği nokta ortada!
Dünya'nın kendisini hayatta bırakması için bu denli ısrar edişinin nedenini anlayamasa da, buna boğun eğiyor ve her uyanışından sonra ayaklarının üstünde doğruluyordu.