Ve bir kitabın daha sonuna geldik. Jack London'ın Denizin Çağrısı eseri maalesef çok bilinmiyor; oysa kitap kısa olduğu halde oldukça sürükleyici. Bu eser bence en az yazarın diğer kitapları kadar tanınmalı ve okunmalı. Bittiğinde, keşke deniz yolculuğu esnasında yaşananlar biraz daha uzun anlatılsaydı, o zaman belki daha da popüler olurdu diye düşünmedim değil.
Kitapta, maddi durumu iyi bir aileden gelen Joe isimli bir öğrencinin, sahip olduğu hayattan memnun olmayışını okuyoruz. Joe kendisini sürekli denizi izlerken ve denizcilere imrenirken buluyor; asıl yaşamanın onlarınki gibi bir hayat olduğuna inanıyor. Ancak onlar gibi olursa hayatın anlamını bulabileceğine dair inancı tam. Notları gitgide kötüye giderken babasıyla bir konuşma yapmak zorunda kalıyor ve tam o noktada zor bir karar verme zamanı geliyor. Babası ona iki seçenek sunuyor: Ya onu disipline edecek askeri bir kuruma gidecek ya da derslerini düzelttikten sonra babası ona istediği gemi seferi imkânını sağlayacak. Ama Joe bambaşka bir karar verip o gün okuldan eşyalarını eve getiriyor, bir not bırakıyor ve yolculuğuna başlıyor.
Kitabın birinci bölümü burada biterken ikinci bölümünde başka bir karakterle, "Deniz Çocuğu" ile tanışıyoruz. O ise denizin tam tersine; denizden bıkmış, karaya ayak basmak isteyen ve karada oynayan çocukların hayatlarına imrenerek bakan bir karakter. İşte birbirinin hayalini yaşayan bu iki kişi, aynı gemide bir yolculuğa başlıyor. Joe’nun hayal ettiği gibi gitmiyor işler; çünkü çalıştığı gemi, hayatlarını hırsızlık yaparak geçiren korsanların gemisidir.
Onun için büyük bir sınav niteliğinde olan dört gün başlar. Deniz Çocuğu ile olan diyalogları, arkadaşlıkları ve yolculuk sırasında yaşadıkları, Joe’ya hayatının unutulmayacak derslerini verirken elindekilerin kıymetini de