Kitabı okudukça çıldırıyorum! Aydın kesim diye geçinen bir KADIN yazarın elinden çıkmış Atatürk'ü ve kadınları karalama projesi!
Lütfen kitabı okurken hayranlık duymayın. Kelimelerin seçimi, olayların anlatımı, düşüncelerin yansıtılışı o kadar karalama ki, kesinlikle yine Atatürk üzerinden para kazanma durumu diye düşündürttü.
Atatürk'ün yaptıklarını belgelerle anlatabilirsin, kendi yorumunla yazabilirsin de, ama sanki O'nun günlüklerini ele geçirmişsin gibi her satırda sanki O böyle düşünüyor gibi saçma sapan şeyler yazmak! Bu ne cürret!
Kadınlara avrupa ülkelerinden bile önce seçme seçilme hakkı vermiş, kılık kıyafet düzenlemesi getirmiş, eğitimde devrim yaratmış, bizi köle olmaktan kurtarmış birinin ağzından aşağıdakiler mi dökülecekmiş?
Kadınlar için; bazılarıyla gönül eğlendirdim...
Annesi için; BANA danışmadan birisiyle evlenmiş.
Din eğitimi için; O sarıklılardan biri mi olacaktım?
Makbule için; sert şekilde bağırdım, o ne karışır, hesabını bilmez gibi cümleler...
Ayrıca Atatürk'ün Fransızcayı anadili gibi bildiğini sağır sultan duydu ama Ayşe hanım şunu yazıyor: Afet bana Fransızca'dan tercüme ediyordu.
Sofya'ya gönderildiğinde; İyi ki Enver beni Sofya'ya sürmüştü, yoksa hayatımın aşkıyla karşılaşamayacaktım demesi ve Sofya'daki hayatını eğlenceden, aşktan, zevten ibaret göstermesi! Sanki Atatürk'ün en büyük derdi; aşk, zevk, eğlence...
Ve tüm bunları sanki Atatürk kendi söylemiş gibi yazması!! Sen kimsin de Atatürk'ün özel hayatında hissetiklerini bu kadar net yazabiliyorsun!
Ve dili, anlatımı... Lise talebesinin eline kağıt kalem ver bundan daha iyi bir edebi metin ortaya koyar. Basit, kolay, sıradan... Kullandığı kelimeler o kadar rencide edici ve yakışıksız ki...
Yazara soruyorum bu bir proje mi? Sen bir proje misin Ayşe Kulin?
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CyTkOCVNqrQ
Bir gün dünyayı değiştirecek bir bilgi birikimine sahip olsaydınız ve sırf bu yüzden cezanız ölüm olsaydı, yine de fikirlerinizi savunmaya devam eder miydiniz?
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak her yaşa uygun ve sorgulamanızı sağlayacak harika kitaplar önerdim. O yüzden yeni kitap önerileri alabilmek için yorumlara bakabilirsiniz.
Tarih, sorgulayan insanların atıldığı dipsiz bir çukur gibi geliyor bana. Devletler hoşlarına gitmeyecek şeyler söyleyen insanları hep bu çukura atıyor. Kimisi genç yaşta tutkusundan koparılıyor kimisi de bir fırsatını bulup tarihi baştan yazıyor. Peki, bu çukurda kimler var?
Matematikle uğraşıp sorguladığı için öldürülen kadınlardan Hypatia. Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü söyleyip de Kilise tarafından yargılanan ve ev hapsine mahkum edilen Galileo. Evrendeki farklı dünyaların ihtimallerini açıklayan ve yakılarak öldürülen Giordano Bruno. "Meleklerin bacaklarını gözlemliyor ve uğursuzluk getiriyor" diye suçlanıp rasathanesi yıktırılan Takiyüddin... İşte bu bilim insanlarının yaşadıklarıyla Sokrates'in yaşadıkları birebir aynı.
Elbette bütün bunların yanı sıra Sokrates'in en büyük derdi "cahil çoğunluk"tu. Onu mahkum ettiren de, öldüren de, toplumu yozlaştıran da bu cahil çoğunluğun ta kendisiydi. Gururuyla ölmek, gurursuzca yaşamaktan çok daha değerliydi onun için:
"Uzmanların gerçek bilgiye dayanarak vereceği ölüm kararını, cahil çoğunluğun hayatta kalmayı öneren kararına yeğleyeceğini belirtir." (s. 17)
Bu kitapta, daha doğrusu bu başkaldırıda beni en çok etkileyen şey, Sokrates'in ölse de İlyada destanındaki kahramanların bulunduğu yere gideceğini söylemesi oldu. Düşünsenize, bir