Bu kitabı nasıl anlatmalı? Hislerle tabii ki. Ahmet Rasim anı formundaki bu eserde, çocukluğundan başlayarak hayatının akşamlarından ve gecelerinden bahsediyor. Kendisi küçük yaşlarda babasını kaybetmiş, önce bir mahalle mektebinde, sonrasında mahalle mektebinde çok fazla yaramazlık yaptığı için darüşşafakada öğrenimine yatılı bir şekilde devam ediyor. Beni en çok etkileyen sahneler genellikle Rasim'in Darüşşafakaya başladığında annesini hiç görmeden geçirdiği 3 ay ve o gecelerde yaşadıkları oldu. Çok sade ve yalın bir eser ancak eğer Ahmet Rasim'le belli noktalarda özdeşlik kurabilirseniz etkilenebileceğinizi söyleyebilirim.
Kitabın ilerleyen sayfalarında okuldan mezun olduğu, evlendiği zamanlarda yaşadığı akşamüstlerine ve gecelere de yer veriyor. Gün batımlarını tarif etmesi ve aslında gün batımlarının ve gecelerin ona bir şeyler hissettirmesi ve bunu yazıya geçirmesi beni hayli etkiledi. Zira ben de akşamüstlerini çok severim. Ancak ben izlediğim herhangi bir gün batımını muhtemelen bu güzellikte ve bu ayrıntıda resmedemezdim. Beni reading slumptan çıkarsın diye başlamıştım, çok güzel aktı. Keyif aldım okurken.
GecelerimAhmet Rasim · İş Bankası Kültür Yayınları · 2023703 okunma
“Ne kadar da bahtiyar edicidir, beni gözeten birisinin, halimi hatrımı, nerede olduğumu, ne yaptığımı soran, onun için varlığımla yokluğumun bir olmadığı birisinin mevcudiyeti!”
Genel manada arka kapağında yazılmış olan arkadaşlığa dair bütün sorulara yanıt verilmiş olsa da arkadaşlık gibi derin bir konu için cevaplar yüzeysel kalmış. Tabii ki kitabın hacmine bakınca içerik gayet doyurucu. 66 sayfalık bir eser. Kitaba dair en hoşuma giden şeylerden biri içerisinde topluma dair güzel tespitlerin oluşuydu. bkz:
- Modern öncesi dönemin kırsal dünyasında, herkesle az veya çok arkadaş olmaktan kaçınamazdınız. Modern şehir dünyasında ise, arkadaşı nadir bir bitki misali aramanız gerekir.
- Birçokları, işlevlerini yerine getirenlerden oluşan bir toplumun mükemmel işleyişinin kendilerinde bıraktığı duygusal boşluğu, varoluşlarının sırtında katlanılmaz bir yük olarak tecrübe eder.
Anlayacağınız üzere yazar toplumu iyi derecede incelemiş bunu yaparken de Aristo’nun öğretilerinden yararlanmış temelde. Aristo’ya özellikle Nikomakhos’a Etik kitabına çokça gönderme vardı. Yazarın arkadaşa ve arkadaşlığa bakış açısını çok sevdim. Birçok noktada bakış açılarımız örtüşüyor. Kitabın bir güzel yanı da arkadaşlığa dair saadetten bahsederken ona dair olumsuz yanlar anlatılmaktan kaçınılmamış. Temelde de arkadaşlığın kendiyle barışık insanlar arasında olabileceği fikri var yazarda. Kendisiyle barışık olmayan bir insanın arkadaşlığı sürdürmesine imkan olmadığını dile getiriyor bu yüzden de kitabın dördüncü ve son kısmı bu konuya ayrılmış. Kendini tanımak, kendiyle barışık olmak ne demek bunları irdeliyor. Ben kitabı çok sevdim benim beklentilerimi karşıladı. Okurken birçok yerin altını çizdim. Tek oturuşta bitirilebilir bir kitap. Ben iki oturuşta bitirdim biraz üzerine düşünmek istediğim
Neresinden anlatmaya başlanılır bu kitaba bilemedim. Ama ben ilk hikayede takılı kaldım ondan bahsedeyim biraz. İsmi 'Handan Yeşili' ne kadar hoş değil mi?
'Adı Handandı.' diye başlıyor. Bu öyle bir cümle ki bütün hikayeyi tek kelimeye sığdırmış sanki. Handan diyip kalıyorsunuz. "Her şeyi bilen ben. Müşteriyi seçen ben. Alan, satan, veren ben... Handan’ı görünce ne edeceğimi bilemedim. Handan dedim durdum. Handan dedim kaldım. Bir adım atamadım. Öteye gidemedim. Beriye gelemedim. Handan dedim. İsminiz ne güzelmiş diyemedim. Handan dedim, gözleriniz ne yeşilmiş diyemedim." diyen Çetin gibi kalıyorsunuz. Bir Handan diyorsunuz gerisi boş kuru nefes. Handan da nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Dünya Güzelleri yanında halt etmiş. Bir gülüşü var ki içinizi ısıtıyor, okurken gözünüzde Handan’ın ışıltısı parlıyor.
"Handan’ın saçları düz ki nasıl. Aşağıya doğru zeytinyağı dökmüşsün. Yağ akarken saçlar peşinden gelmiş, öyle yani. Sonra başıma dert olan gözleri var. O gözlerin rengini ben şu Yozgat toprağında görmedim. Vallaha bak görmedim. İnan olsun görmedim. Yeşil ama nasıl bir yeşil? Yosun desem ben yosunu ne bilirim ki? Televizyonda görmeynen yosun yeşili bilinir mi? Yoksa ot yeşili diyeceğim. Yok, öyle cart açık bir yeşil değil. Ne bileyim. Öyle ya da böyle yeşil işte. Handan yeşili dedim bilemeyince. Gözleri de Handan yeşili."
Sonu ise hikayenin kendisi kadar çarpıcı. Bu hikayeyi ne yapıp ne edip okumalısınız. Ben orada bir takıldım ki öylece kalakaldım öteye gidemedim. Aynı Çetin gibi Handan dedim kaldım. Diğer hikayeler de Handan Yeşili hikayesi kadar hoş fakat ben en çok bunu beğendim. Hikayeler öyle ki kitabı bitirdiğinde tadı damağınızda kalıyor, çok hoş bir tat
Güray Süngü, Güray Süngü, Güray Süngü. Şu sıralar çokça düşündüğüm bir isim. Gü-ray Sün-gü. Metroda bir sonraki durak "Gür-su" dediğinde bile adını hatırladığım kişi. Hayatımı alt üst etti fakat bundan şikayetçi miyim bilmiyorum. Belki hayatımın altı üstünden daha güzeldir, bunu da bilmiyorum. Kitabımızın baş karakteri olan Gereksizyazar gibi atıyorum şu sıralar adımlarımı. Ne zaman sokakta yürürken bir adım düşünsem onu düşünüyorum. İçimdeki boşluk. Koskocaman boşluk. Hayatımın bir anlamı var mı yok mu bunu bile umursamıyorum artık. Beni müthiş bir benlik sorgulamasına itti Gereksizyazar ya da çekti. Bir sabah uyandığı zaman kendisini yazdığı romanın başkarakteri olarak bulan Gereksizyazar. Ben de artık her sabah kalktığımda benliğimi yerli yerinde bulamıyorum. Kitabı okurken o kadar bulandım ki.. Bulandım, düşüncelere bulandım. İçimi bir kağıt yapıp tükenmez kalemle karalayıp sonra o kağıdı buruşturarak tekrar içime attı. Konuşmak bile istemiyorum artık. Düşle gerçek arasında yalpalıyorum.
Neyse kitabımızın içeriğine gelelim, gelmemiz gereken yere yani. Ya da hiç gelmeyelim içine dönmek isteyenler okusun bunu pişman olmazsınız. Kitap yorumu falan benlik işler değil bunlar hele ki içimi karıştıran bir kitabı anlatabilmemi beklemeyin benden. Bu kadar, gerisi yok.
"Arz, kayalar, denizler hatta parlak yıldızlar ve ilahları ve emelleri ve dehası veya bunaklığıyla beşerin ruhu cümleten bütün asumanın göğsünde yok olmaya mahkumdur…"
HARİKULADE...